Önümüzdeki 1.5 yıl içinde muhtemelen koronavirüse yakalanacaksınız! Bu ne anlama geliyor?

Çağrı Mert Bakırcı (Evrim Ağacı)

 

Yeni koronavirüsün sebep olduğu COVID-19, grip gibi hayatımızın bir gerçeği haline gelebilir!

Önümüzdeki 1.5 yıl içinde muhtemelen koronavirüse yakalanacaksınız! Bu ne anlama geliyor? – Çağrı Mert Bakırcı (Evrim Ağacı)

Harvard Üniversitesi epidemiyoloji profesörü Dr. Marc Lipsitch, The Atlantic ile yaptığı röportajında, eğer etkili bir şekilde önlem alınamazsa, 2021 yılının sonuna kadar yetişkinlerin %40-70 civarının SARS-CoV-2 tarafından enfekte edileceğini öngörüyor.

Hatta aşağıda detaylıca işleyeceğimiz sezonluk tepki gibi bazı “hafifletici” unsurları göz ardı edersek, bu ihtimal %80-90 civarında! Bu, Dünya’da yaklaşık 5.5 milyar yetişkin olduğunu göz önüne alırsak, en iyi ihtimalle 2 milyar, en kötü ihtimalle 5 milyar insanın COVID-19 hastalığına yakalanması anlamına geliyor. Kıyas olması bakımından, her yıl sezonluk gribe 1 milyar civarında insanın yakalandığı tahmin ediliyor.

Ancak şunun altını önemle çizmekte fayda var: Bu sayılar, bu kadar insanın öleceği ve hatta ağır bir hastalık geçireceği anlamına gelmiyor:

Muhtemelen birçoğu hafif veya orta şiddette atlatacaktır; hatta hiçbir semptom görülmeyen birçok vaka da olacaktır. Tıpkı gripte olduğu gibi, COVID-19’da da sadece kronik sağlık sorunları olan veya yaşlı insanlarda hayatı tehdit edici düzeyde sorunlar görülecektir. Birçok insan, tedaviye bile gerek duymadan hastalığı atlatacaktır.

SARS, COVID-19 ve MERS gibi hastalıklara sebep olan koronavirüs ile gribe neden olan influenza ayrı virüs ailelerinin üyeleri; dolayısıyla hastalıklar da farklı hastalıklar. Ancak gerek genel semptomlar olsun, gerekse temel nitelikleri bakımından her iki hastalık da birbiriyle kıyaslanabilecek nitelikte.

Fakat ilginç bir şekilde SARS-CoV-2, gripten çok daha fazla ilgi görüyor. Elbette bunun ana sebebi, yeni yükselen bir hastalık olması. Örneğin modern grip hastalığının ilk olarak 1580 yılında Asya’da başladığı ve küresel bir salgına dönüştüğü tahmin edilmektedir. Bu ilk grip pandemiğinin kaç can aldığı tam olarak bilinmemektedir; ancak sadece Roma’da 8000 insanın öldüğüne dair kayıtlara ulaşmak mümkündür. Sonrasında, 1729 yılında ikinci grip salgını Rusya’da başlamıştır ve 6 ayda tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Üçüncü pandemik 1781’de Çin’de başlayıp Rusya’ya yayılmış, sonraki 1830-1833 yılları arasında yaşanmış, sonrasındaysa hemen her yıl çeşitli büyüklüklerde salgınlar Dünya’da görülmüştür. Günümüzde ise grip, sezonluk bir salgın olarak gelip gitmekte ve her yıl yüz binlerce cana kıymaktadır. Ancak

İşte COVID-19 ile ilgili sorun ve bu yazının başlığında, muhtemelen sizin de bu hastalığa yakalanacağınızı iddia etme nedenimiz de bu: SARS-CoV-2 (ve sebep olduğu COVID-19 hastalığı) yeterince ölümcül ve yeterince tehlikeli bir hastalık değil!

“Bunun neresi sorun?” diye sorabilirsiniz. Sorun şu: İlk evrimleştiğinden sonraki aylarda “yeni yükselen bir hastalık” olarak tanımlanan ama çok daha ölümcül olan bir diğer hastalığı ele alalım. Mesela kuş gribi (H5N1)… H5N1’in belirtileri öylesine şiddetliydi ki, hastaları gözden kaçırmak imkansızdı. Bu nedenle hastalar çok hızlı bir şekilde tespit edilip, yalıtım altında tutulabildi ve hastalık kısa sayılabilecek bir sürede durdurulabildi. Tabii hastalık öylesine şiddetliydi ki, hastalığa yakalananlar pek bir insana bulaştıracak kadar dinç kalamadan ölüyorlardı. Öte yandan sezonluk grip çok daha az ölümcül ve çok daha hafif atlatılıyor; öyle ki şu anda var olan grip vakalarının %14’ünde hiçbir semptom görmemekteyiz.

İşte COVID-19 için sorunun özü de burada başlıyor. COVID-19’a sebep olan SARS-CoV-2’nin öldürücülük oranı sadece %2 civarında; ancak bu bile muhtemelen abartılı bir sayı, çünkü “hafif vakaların” veya “semptomsuz (asemptomatik) hastaların” büyük bir kısmı bu hesaba dahil edilemiyor. Eğer onlar da öldürücülük oranına dahil edilecek olursa, SARS-CoV-2’nin öldürücülük oranı %1’in bile altına düşebilir. Bunu SARS-CoV-2’nin yakın kuzenleriyle kıyaslayın: SARS’a neden olan SARS-CoV’un öldürücülük oranı %10, MERS’e neden olan MERS-CoV’un öldürücülük oranı %37 idi. Yani COVID-19, çok daha az ölümcül olan bir hastalık. Bu nedenle SARS ve MERS’in aksine halen salgının önüne geçemedik.

Şöyle düşünün: Kuş gribinin (H5N1’in) öldürücülük oranı %60 idi! Ancak bu hastalıktan 2003 yılından beri sadece 455 kişi öldü. Ancak çok daha zayıf semptomlarla geçirilen sezonluk gribin öldürücülük oranı %0.1 olmasına rağmen, her yıl yüz binlerce insanı öldürmektedir. Eğer COVID-19 da “sezonluk grip-benzeri” bir hastalık olarak yayılırsa, kısa sürede hayatımızın “sıradan” bir parçası haline gelebilir ve tıpkı grip gibi her yıl yüz binlerce insanı (özellikle de yaşlı insanları ve bağışıklık sistemi zayıf olanları) öldürebilir.

Peki bu salgın, bu yönde ilerler mi? İşte bu, salgının ne yöne doğru evrimleşeceğiyle ilgili olasılıklar ile ilişkili. Gelin bunlara bir bakış atalım.

Salgın, kontrol altına alınamadı!

Öncelikle başlamadan önce şunu kabullenmemiz gerekiyor: 27 Şubat 2020 itibariyle gidişata bakılacak olursa, SARS-CoV-2 salgını artık önlenebilecek gibi gözükmüyor.

Normalde bir salgını dizginlemenin en önemli basamağı, onu kaynağında hapsetmektir. Aralık 2019-Ocak 2020’de Çin’de başlayan salgın, Çin’in bazılarınca “insan üstü” olarak tanımlanan çabalarına rağmen ne yazık ki ülkede hapsedilemedi. Çin, on milyonlarca insanı etkileyen ve ekonomisini alt üst eden uygulamalarda bulunmak pahasına salgını Wuhan, Hubei veya en kötü ihtimalle Çin ulusal sınırlarında tutmaya çalıştı. Dünya Sağlık Örgütü Genel Müdürü Dr. Tedros Adhanom, 30 Ocak 2020 tarihli basın toplantısında şöyle demişti:

Salgının başından beri söylediğim gibi, Çin halkı üzerindeki ağır sosyal ve ekonomik hasarlarına rağmen Çin hükümetinin salgını durdurmak yönünde aldığı olağan üstü önlemler tebrik edilmelidir. Eğer bu önlemler alınmasaydı, Çin dışında çok daha fazla vaka ve ölüm görürdük. (…) Çin’in salgını tespit edip, virüsü izole edip, genomunu dizileyip, Dünya Sağlık Örgütü ile paylaşma hızı fazlasıyla etkileyicidir; kelimelerin ifade edebileceğinin de ötesinde etkileyici…

Bu süreçte binin üzerinde sağlık görevlisi hastalığa yakalandı ve insan haklarını sorgulatacak düzeyde karantinalar uygulandı. Tüm bunlar, Dünya’nın geri kalanına bir nebze olsun vakit kazandırmak ve hastalığı kontrol altında tutmak için Çin’in emeklerinin bir uzantısıydı. Ama nihayetinde bu çabalar yetersiz kaldı ve 2-14 günlük kuluçka süresine sahip olan SARS-CoV-2, Çin’in sınırları dışına çıkarak, özellikle de Güney Kore, İtalya ve İran üzerinden tüm Dünya’ya yayıldı. Lipsitch, bu konuda şöyle diyor:

Bu virüsün nihayetinde kontrol altında tutulabileceğini düşünmüyorum.

Öte yandan bazılarına göre bu salgında Çin bir kahraman değil; tam tersine, bu konudaki “beceriksizliği” nedeniyle bu salgının suçlusu konumunda. Örneğin Li Wenliang isimli hekim koronavirüs hakkında hükümeti uyarmaya çalıştığında “yalan haber ve söylenti yayması” nedeniyle uyarılmış ve susturulmuştu. Wenliang, salgınla tek başına verdiği mücadele sırasında, hastalığa yenik düşerek öldü. Belki daha erken önlem alınsa, salgının gidişatı çok daha farklı olabilirdi. Benzer şekilde, hükümetin salgın boyunca şeffaflığı da sorgulanıyor; çünkü salgının ilk 2 haftasında sürecin gizli bir şekilde yürütüldü ve üzerinin örtülmeye çalıştığı ileri sürülüyor.

Ama her ne sebeple olursa olsun, salgın kontrol altına alınamayacak gibi gözüküyor. Şimdi ne olacak?

Olası iki senaryo

Johns Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezi’nden enfeksiyonel hastalıklar uzmanı Dr. Amesh Adalja’ya göre, elimizdeki veriler iki olasılık üzerinde durmak için fazlasıyla yeterli. Şöyle diyor:

Salgının gidişatı hakkında konuşmak için hiç de erken değil. Solunum virüslerinin kontrol edilmesinin çok zor olduğunu biliyoruz ve bu virüsün de bir salgına dönüşmesi çok olası.

Sıradan bir koronavirüs?

Bu konudaki olasılıklardan birisi, SARS-CoV-2’nin “sıradan bir diğer koronavirüs” olması. Çünkü unutmayın: Bu, karşılaştığımız veya varlığından haberdar olduğumuz ilk koronavirüs değil; tam tersine, sırf insana bulaştığı bilinen yedinci koronavirüs. Dahası, insana (henüz) bulaşmayan onlarca kuzenini tanıyoruz. Columbia Üniversitesi Mailman Toplum Sağlığı Fakültesi’nden epidemiyolog ve yeni salgınlar uzmanı Stephen Morse şöyle diyor:

Eğer bu yeni koronavirüs salgına dönüşecek olursa bu, beşinci koronavirüs salgını olacak. Diğer dört koronavirüs salgının pek dikkat çekilmiyor; çünkü oldukça sıradan salgınlar.

İnsana bulaşan 7 koronavirüsten düzenli olarak salgınlara neden olan dördü OC43, 229E, HKU1 ve NL63 isimleriyle bilinen koronavirüslerdir. Bunlardan ilk ikisi 1960’larda keşfedildi; son ikisi ise 2003 yılındaki SARS salgınından sonra keşfedildi.

Her ne kadar halk arasında pek bilinmeseler de, bu 4 virüs sezonluk olarak oluşan solunum hastalıkları salgınlarının %25 civarından sorumludur (OC43 ve 229E daha sık görülen virüslerdir). Ayrıca virüslerin dördü de (ama özellikle de HKU1), zatürreye neden oluyor. Bu koronavirüslerin sebep oldukları hastalıklar, kimi zaman ölümle de sonuçlanabiliyor. Ancak o kadar nadir bulunan hastalıklar ki, öldürücülük oranları hakkında iyi bir tahminde bulunmak çok zor.

Örneğin 398 vaka üzerinde yapılan bir çalışmada, OC43 ve 229E koronavirüslerinin sağlıklı yetişkinlerde enfeksiyon oranının %0.5 civarında olduğu, sağlıklı gençlerde ise %15 civarında olduğu gösterildi. Bunların birçoğu hastalığı hafif bir şekilde atlatıyor; bazılarında ise daha ciddi semptomlar görülebiliyor. Semptomların birçoğu nezle ile çok benzer: 10 gün civarında süren bir burun akıntısı, öksürük, tıkanıklık… Fakat bazı hastalarda (96 vakada) daha ciddi belirtiler görüldü, hastaların 3’te 1’inde zatürre oluştu, 3 hasta ise hayatını kaybetti.

Geriye kalan üç virüs ise SARS-CoV, MERS-CoV ve yeni SARS-CoV-2 koronavirüsleri. Eğer SARS-CoV-2 de, yakın kuzenlerinden ziyade diğer dördü gibi yayılan bir koronavirüs ise (ki uzmanlar bunun “orta olasılıklı bir ihtimal olduğunu” düşünüyor), endemik solunum enfeksiyonlarına bir virüs daha eklenmiş olacak demektir. Bu tabii ki endişe verici, çünkü nihayetinde daha çok çeşit virüs, daha çok hastalık demek; ancak kontrol altında tutulabilirse çok da büyük bir tehdit unsuru olmayacaktır.

Grip-benzeri, sezonluk bir hastalık?

Diğer olasılık ise belirli mevsimlerde nükseden, aralıklarla ölümlere neden olan, grip-benzeri bir hastalık olacağı yönünde. Bu tür hastalıklarda “sezonluk”tan kasıt, hastalığa sebep olan mikrobun yüksek sıcaklıklarda ve yüksek nem koşullarında varlığını sürdüremiyor olmasıdır. Morse, şöyle diyor:

Eğer küresel bir salgın oluşacak olursa, virüsün davranışlarına bağlı olarak bu salgın belirli mevsimlerde tekrar tekrar görülen sezonluk bir hastalığa evrimleşebilir.

Henüz yükselen sıcaklıkların hastalığı yavaşlatıp yavaşlatmayacağını bilemiyoruz. Maryland Tıp Fakültesi’nden doktora sonrası araştırmacı olan Stuart Wilson şöyle diyor:

Umuyorum hastalık sezonluk bir davranış sergileyecektir; ancak şu anda bunu bilmek çok zor.

Öte yandan sezonluk bir hastalığa dönüşmesi de çok olumlu bir sonuç olmayabilir; çünkü bu, onu “kötü bir grip” yapardı. Neden mi? Çünkü dediğimiz gibi sezonluk gribin öldürücülük oranı sadece %0.1 olmasına rağmen yüz binlerce insanın ölümünden sorumlu. SARS-CoV-2’nin “gerçek” öldürücülük oranı %0.1 ile aynı olsa bile (ki bundan daha büyük olma ihtimali çok yüksek), halihazırda ölenlere ek olarak yüz binlerce insanın daha her yıl ölecek olması anlamına gelebilir.

Bu noktada önemli olan, virüsün sezonluk olması halinde grip gibi hızlı bir şekilde evrimleşip evrimleşmeyeceği. Ancak burada koronavirüslerin influenzadan bariz bir farkını görüyoruz: Tıpkı SARS virüsünde olduğu gibi, SARS-CoV-2’nin de moleküler bir gen düzenleme mekanizması bulunuyor ve bu nedenle mutasyon oranları gribe veya HIV’e göre çok ama çok daha düşük. Bu da, virüsün zaman içinde daha ölümcül hale gelme ihtimalini oldukça azaltıyor. Hatta uzmanlar, tıpkı kızamık virüsü gibi bu virüsün de pek fazla evrimleşmeyebileceğini düşünüyorlar.

Bu, çok güzel bir haber! Çünkü eğer doğruysa ve nihayetinde beklediğimiz gibi aşısını keşfedebilirsek ve yeterince insan aşılayabilirsek, tıpkı tarihte tekrar tekrar başardığımız gibi, bu virüsü de yeryüzünden tamamen silebiliriz.

Kötü haber ise şu: Hastalığın henüz ne aşısı bulunuyor ne de ilacı… Ancak her ikisine yönelik çalışmalar da müthiş bir hızla devam ediyor. Hastalığa yönelik en etkili ilacın remdesivir isimli bir ilaç olması bekleniyor. Aşı yönünde de hızla adımlar atılıyor; ancak halen aşıya erişmemiz birkaç ay sürebilir. İşte bu nedenle aşı ve ilaç tamamen hazır olana kadar bu hastalıkla mücadelemiz, ölü sayısını ve hastalığın ne kadar yıkıma neden olacağını belirleyen ana faktörler olacak.

Evrim Ağacı✔@evrimagaci

Şu anda salgınında etkili olması beklenen sadece 1 ilaç var:

Daha önceden duyurduğumuz gibi, klinik araştırmalar devam ediyor. Normalde resmi sonuçları 27 Nisan civarında almayı bekliyoruz; ancak ön sonuçlar bu hafta gelebilir.https://evrimagaci.org/wuhan-koronavirusu-2019ncov-covid19-sarscov2-8217 …

Wuhan Koronavirüsü (2019-nCoV, COVID-19, SARS-CoV-2) - Evrim Ağacı

Genel Bilgiler: Patoloji ve Mekanizma2019-nCoV isimli (resmi ismiyle SARS-CoV-2), pozitif polariteli tek zincirli bir RNA - Evrim Ağacı

evrimagaci.org

755

13:55 - 25 Şub 2020

Twitter Reklamları'na ilişkin bilgiler ve gizlilik

204 kişi bunun hakkında konuşuyor

 

Şu andaki gidişata göre, sezonluk bir davranış sergilesin veya sergilemesin, SARS-CoV-2 küresel olarak yayılacak gibi gözüküyor. Dolayısıyla bu ikinci senaryo daha olası gibi… Eğer bu doğruysa, şu anda yaşanmakta olan salgın, yeni bir koronavirüsün küresel bir hastalık haline gelme sürecinden ibarettir; tıpkı asırlar önce tekrar tekrar salgına neden olan influenzanın bugün hayatlarımızın sıradan bir parçası haline gelmesi gibi… Bu durumda, herhangi bir insanın bu koronavirüse er ya da geç yakalanma ihtimali de her geçen yıl giderek artacaktır. Tıpkı gribe yakalanma ihtimalinizin her geçen yıl artması gibi…

Koronavirüs nasıl evrimleşecek?

Sözünü ettiğimiz gibi yeni koronavirüsün evrimleşme hızı oldukça düşük gözüküyor. Dolayısıyla ciddi bir genetik değişim yaşanmama ihtimali de oldukça yüksek. Edinburgh Üniversitesi’nden biyolog Andrew Rambaut şöyle diyor:

Koronavirüs, genetik olarak hiç değişmeyebilir. Şu anda oldukça iyi bir şekilde yayılıyor, dolayısıyla büyük bir salgına dönüşmek için evrimleşmesine gerek kalmayabilir.

Scripps Araştırma Merkezi’nden biyolog Michael Farzan ise şöyle diyor:

Salgına dönüşen bir koronavirüsün evrimi (sezonluk bir davranış sergileyecek olsa bile), daha az virülans yönünde bile olabilir! Dolayısıyla virüsün zamanla yavaşladığını görebiliriz. Çünkü ölü insanlar virüs bulaştıramazlar. Hatta yatağa düşmüş insanlar da virüsü bulaştıramazlar. Dolayısıyla bir virüsün evrimsel anlamda başarılı olabilmesi için, insanları çok fazla yatağa düşürüp, çok hızlı öldürmemesi gerekir. Başarılı virüslerin evrimi de bu yönde olacaktır.

Ne yapacağız?

Eğer yukarıdaki ikinci senaryo gerçek olursa, grip-korona sezonu diyebileceğimiz mevsimsel hastalık salgınlarıyla mücadele etmemiz gerekebilir. Aslına bakarsanız diğer 4 koronavirüs nedeniyle bunu şu anda da yaşıyoruz; ancak o koronavirüslerin sebep olduğu birkaç ölüm yerine, tıpkı grip gibi her yıl yüz binlerce insanı öldürecek yeni bir koronavirüsle yüz yüze olma ihtimalimiz var.

Eğer yaşınız ileri değilse veya halihazırda devam eden bir hastalığınız yoksa, endişelenmenize gerek yok gibi gözüküyor. Çünkü hastalığın öldürücülük oranı çok düşük ve bu oran, genç yaşlara doğru inildikçe hızla azalıyor:

Evrim Ağacı✔@evrimagaci

COVID-19'un öldürücülük oranı yaşa göre (yani hastalığa yakalanılması halinde yaşa bağlı olarak ölüm riski) şöyle değişiyor:

80+ yaş: %14.8
70-79 yaş: %8
60-69 yaş: %3.6
50-59 yaş: %1.3
40-49 yaş: %0.4
30-39 yaş: %0.2
20-29 yaş: %0.2
10-19 yaş: %0.2
0-9 yaş: 0 ölüm

8.137

11:28 - 25 Şub 2020

Twitter Reklamları'na ilişkin bilgiler ve gizlilik

2.488 kişi bunun hakkında konuşuyor

 

Bu demek değil ki hiçbir önlem almanıza gerek yok. Elbette var; tıpkı gribe karşı bilinçli veya bilinçsiz olarak önlemler alıyor olmanız gibi. Sağlıklı beslenip, egzersiz yaparak savunma sisteminizi güçlü tutabilirsiniz. Sigara ve alkol gibi kötü alışkınlardan uzak durabilirsiniz. Tabii ki buradaki yazımızda anlattığımız hijyen kurallarına uyabilirsiniz.

Tabii ki bir salgının ne kadar zarara neden olacağını etkileyen önemli bir diğer faktör bağışıklıktır. Ne yazık ki koronavirüs direnci pek iyi çalışılan bir konu değildir. St. Jude Çocuk Araştırma Hastanesi’nden Dr. Richard Webby şöyle diyor:

Dört endemik koronavirüse maruz kalanlar, grip geçirenlerin influenzaya karşı kazandığı bağışıklıktan daha uzun süreli bir bağışıklık kazanıyorlar. Ancak bu, kalıcı bir bağışıklık değil. Tıpkı respiratuar sinsityal virüste olduğu gibi, koronavirüsü de çocukken geçiren kişilerin ileri yaşlarda tekrar koronavirüs kapabildiğini biliyoruz.

North Carolina Gillings Küresel Toplum Sağlığı Fakültesi’nden koronavirüs araştırmacısı Tim Sheahan ise şöyle diyor:

Yetişkinliğe erişene kadar her insan, koronavirüslere karşı belli bir miktar bağışıklık kazanmaktadır. Ancak bu bağışıklık uzun süreli olmadığı için, yaşlı insanlar bu hastalığa yakalanabilmektedir.

Minnesota Üniversitesi’nde enfeksiyon hastalıkları uzmanı olan Dr. Susan Kline şöyle diyor:

Dört koronavirüsten herhangi birine maruz kalanların bunlar tarafından tekrar enfekte edilebildiklerini biliyoruz; çünkü uzun süreli bir bağışıklık kazanılamıyor. Tıpkı nezleye neden olan rhinovirüslerde olduğu gibi, ömrünüz boyunca koronavirüslere de birden fazla defa yakalanabiliyorsunuz. Belki bir antijen tepkisi kazanabilirsiniz; ancak bu tepki geçtikçe, sonraki maruziyetlerde direnciniz de kalmıyor.

Bir diğer kritik nokta ise şu: Bu virüs hakkında bildiklerimiz halen oldukça kısıtlı; dolayısıyla yeni veriler ışığında bu öngörüler değişebilir. Bu nedenle güvenilir bilimsel kaynakları takip edip, en güncel gelişmelerden haberdar olmak önem arz ediyor. Örneğin Lipsitch’in insanların %40-70’inin hastalığa yakalanacağına yönelik tahmini, hastalığın bulaşıcılık oranı, insanların birbiriyle temas etme durumları, hastalığın mevsimlere ne tür tepkiler vereceği gibi detaylara göre değişebilir.

Bu süreçte ülkelere düşen, vatandaşlarını korumak adına gerekli tüm önlemleri almak, süreçler hakkında şeffaf ve açık olmak, iletişim kanallarını sürekli açık tutmak ve korkusuzca sağlık önlemlerini almak olacaktır. Her bir ülke, salgınla yüzleşmeden önce ne kadar zaman kazanabilirse, Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumların sağladığı malzemelere, testlere, vb. cihaz ve aletlere erişim ihtimali o kadar yüksek olacaktır. Dahası, her geçen gün aşı ve ilaçlara bir gün daha yakınız demektir; bu da hastalığın bir ülkede ne kadar etkili olacağını derinden etkileyebilir.

Eğer tüm bunlar başarısız olacak olursa ve salgın bir ülkede başlayacak olursa, seyahat kısıtlandırmaları ve karantinalar gibi önlemler düşünülmelidir. Fakat bu önlemler alınırken, bunların gerçekten işlevsel olduğundan emin olunmalı, insan hakları ihlal edilmemeli, vatandaşların mağduriyetini giderebilecek tüm önlemler önceden alınmalıdır.

Eğer bir coğrafyada görülen vakaların ezici çoğunluğu hafif veya orta şiddette (veya asemptomatik) vakalarsa, karantinalar gibi abartılı önlemlerden ziyade, sosyal iletişimin kısıtlanması gibi daha insancıl ve tercihi yöntemler tercih edilmelidir.

Ne zamana kadar?

Şu anda hastalığın başlarında olduğumuz, çok az şey bildiğimiz ve hastalık hızla Dünya’ya yayıldığı için ortalıkta bir panik ve heyecan havası var. Ancak bu, zamanla dinecektir. Burada kritik nokta, aşı ve ilaçlara ne kadar sürede kavuşabileceğimiz ile ilgili…

İlaç üretimi biraz daha kolay bir süreç; ancak aşı üretimi çok daha zorlu ve “bilim olduğu kadar bir sanat da…” olarak tanımlanıyor. Virüse dair güvenli bir genetik dizinin tespit edilmesi ve bu dizinin hem insanlar için güvenli olması hem de virüse karşı direnç kazandırması gerekiyor. Bu dengenin tutturulması oldukça zor bir iş ve bu nedenle çok vakit alıyor.

Şu anda Invio, Moderna, CureVac ve Novavax gibi birçok firma aşı üzerinde çalışıyor. Eğer her şey yolunda giderse, bir aşıya kavuşmamız (ve bu aşının güvenli bir şekilde üretilip dağıtılabilmesi) 12-18 ay sürebilir.

Aşı üretimi çok masraflı, çok zor ve kâr marjları çok düşük olan bir iş; bu nedenle yeterince yatırım yapılmıyor. Bu konuda detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Özellikle de aşı ve ilaçları icat edilene, testleri tamamlanana ve kitlesel olarak dağıtılana kadar hazırlıklıklı olmakta, semptomlardan haberdar olmakta ve hijyen kurallarını yakından takip etmekte fayda var. Bunlarla ilgili çok daha fazla bilgiyi buradaki SARS-CoV-2 analiz dosyamızdan alabilirsiniz.

Grip ile koronavirüs karıştırılmamalı!

Buradaki anlatımımızın yanlış anlaşılmasını istemiyoruz: İnfluenza ile koronavirüs apayrı virüsler; dolayısıyla grip ile COVID-19 da tamamen ayrı hastalıklar. Bu yazıyı okuduktan sonra, “Koronavirüs grip gibidir” gibi bir çıkarım yapmanızı istemeyiz.

Elbette arada benzerlikler var: Her iki virüs de solunum yolu hastalıklarına neden oluyor, her ikisinin semptomları da çok benzer (ateş, öksürük, vücut ağrısı, bitkinlik, bazen kusma ve ishal), her ikisi de benzer şekilde geçiriliyor (bazen orta şiddette, bazen şiddetli, kimi zaman ölümcül), her ikisi de zatürreyle sonuçlanabiliyor; her ikisi de havadaki damlacıklarla (özellikle de öksürük ve hapşırıkla) insandan insana bulaşıyor; her ikisi de antibiyotikle tedavi edilemez (çünkü her ikisi de bakteriyel değil, viral hastalıklar), her ikisinde de hastalığın kendisini tedavi etmekten ziyade semptomlarını tedavi ederek bağışıklık sistemine yardımcı olmak ana hedeftir.

Ama arada bariz farklar da var: İki hastalık ayrı viral ailelerden geliyorlar, koronavirüslerin influenzadan daha uzun süre havadaki parçacıklarda varlığını koruması olası gözüküyor; gribe karşı kullanabileceğimiz bariz ilaçlar ve güçlü aşılar mevcutken, koronavirüslere karşı ne ilacımız var ne aşımız; koronavirüsler on binlerle ifade edilen sayıda vakaya sahip, grip ise her yıl 1 milyarın üzerinde kişiye bulaşıyor; koronavirüsten ölenlerin sayısı an itibariyle binlerle ifade edilirken, grip nedeniyle her yıl 291.000-646.000 insan ölüyor; influenza çok hızlı bir şekilde evrimleşebilirken, koronavirüsler pek hızlı evrimleşebilen virüsler değiller.

Dolayısıyla iki hastalığı kafa kafaya karşılaştırmak doğru olmaz; ancak bu yazıda yapmaya çalıştığımız zaten bu değil. Bu yazıdaki ana nokta, yeni koronavirüs küresel bir salgına dönüşecek olursa, aşı ve ilaçları üretene kadar bu salgının neye benzeyebileceği ile, aşı ve ilaçlar üretildikten sonra salgının neye benzeyeceğine dair genel bir çerçeve sunabilmek ve eldeki olasılıkları değerlendirmek.

  • Garrett. How China’s Incompetence Endangered The World. (2020, Şubat 15). Alındığı Tarih: 26 Şubat 2020. Alındığı Yer: Foreign Policy | Arşiv Bağlantısı
  • Pyrc, et al. (2007). The Novel Human Coronaviruses Nl63 And Hku1. Journal of Virology | Arşiv Bağlantısı.
  • E. Walsh, et al. (2013). Clinical Impact Of Human Coronaviruses 229E And Oc43 Infection In Diverse Adult Populations. The Journal of Infectious Diseases | Arşiv Bağlantısı, sf: 1634-1642.
  • Hamblin. You’re Likely To Get The Coronavirus. (2020, Şubat 24). Alındığı Tarih: 26 Şubat 2020. Alındığı Yer: The Atlantic | Arşiv Bağlantısı
  • H. L. Leung, et al. (2015). The Fraction Of Influenza Virus Infections That Are Asymptomatic: A Systematic Review And Meta-Analysis. Epidemiology | Arşiv Bağlantısı, sf: 862-872.
  • L. Maragakis. Coronavirus Disease 2019 Vs. The Flu. (2020, Şubat 26). Alındığı Tarih: 26 Şubat 2020. Alındığı Yer: Johns Hopkins University | Arşiv Bağlantısı

Kaynak: Evrim Ağacı

 

 

.

Reklam vermek istiyorsanız bize buradan ulaşın

FLORİDA TURK GAZETESİ size Güney Florida Türk toplumunun yerel haberlerini, Türkiye ve Türklerle ilgili dünya haberlerini, yorumları ve bazi değerli yazarların köşe yazılarını ve dernek duyurularını anında sizlere getirmektedir. Küçük bir ücret karşılığında ana sayfaya koyduracağınız "banner"ınızla okuyucularımıza ulaşabilırsınız.

WebTrafik istatistikleri
3000 aylık sayfa görüntüleme
Alexa sıralaması için bakınız: ALEXA

200x300 pixel banner: aylık $150
Link: aylık $50

Data fazla detay için: (786) 251-9996, ya da aşağıdaki formu doldurup gönderin:
http://www.floridaturkgazetesi.com/contact