Gülen’e “hayırsever” denilen davada 35 yılla yargılanan Türk işadamı konuştu: Gülen’i kaçırma planı yapıldı mı

ABD Başkanı Donald Trump'ın eski ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn'in yargılandığı davada bir Türk işadamı yer alıyor.

Flynn'in eski iş ortağı Ekim Alptekin, Türk hükümeti adına Fethullah Gülen'in iadesi için "komplo kurmak" ve "yabancı bir devlet adına kayıt dışı temsilci olarak hareket etmek" ile suçlanıyor.

İş adamı Ekim Alptekin'e yönelik bir diğer suçlama ise FBI'a "yalan beyanda bulunmak".

İddianamede; Michael Flynn, Bijan Rafiekian ve Ekim Alptekin'in birlikte bir danışmanlık şirketini yönettikleri, Fethullah Gülen'i itibarsızlaştırarak onun Türkiye'ye iadesini sağlamak istedikleri ve Türkiye'nin bu lobicilik faaliyetlerindeki rolünü gizledikleri belirtiliyor.

İddianamede terörist başı Gülen “hayırsever”, “imam” ve “yazar” olarak tanımlanması dikkat çekmişti.

Habertürk'ten Kübra Par, eski Türkiye Amerikan İş Konseyi (TAİK) Başkanı Ekim Alptekin ile konuştu. ABD'de hakkında açılan davada 35 yıl hapsi istenen Alptekin, iddiaları anlattı ve kendisini savundu. Alptekin, "Amerika’da 28 Şubat benzeri bir süreç var. Statüko Trump’ın seçileceğine ihtimal vermiyordu" ifadelerini kullandı.
İşte Kübra Par'ın Ekim Alptekin röportajı...

Öncelikle şunu söylemeliyim, az sonra okuyacaklarınız bir polisiye film hikâyesi değil ama benim bugüne kadar yaptığım en ilginç röportajlardan biri.

Olaylar biraz karışık, önce basitçe anlatayım...

Türkiye kamuoyunda fazla yer bulmasa da ABD’de Hakan Atilla davasına benzer ikinci bir dava süreci daha var.

Davanın sanıkları Türkiye Amerikan İş Konseyi (TAİK) eski başkanı iş adamı Ekim Alptekin ve İran kökenli iş adamı Bijan Kian...

İddia o ki, Ekim Alptekin, Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn ile bir anlaşma yaparak ABD’de Fethullah Gülen’in aleyhine yazılar yazılması ve FETÖ’nün oradaki çalışmalarının ortaya çıkarılması için araştırma yapmasını istedi. Bu kapsamda Alptekin’in Hollanda merkezli Inovo BV adlı bir şirketi Flynn Intel Group’a 530 bin dolar ödeme yaptı. 

Savcı, Ekim Alptekin ve Flynn’in ortağı Bijan Kian’ın bu çalışmaları Türkiye hükümeti adına yaptığını, finansmanını da Türkiye devletinden aldığını öne sürüyor, resmi lobicilik kaydı yapılmadığı için de bunun suç olduğunu iddia ediyor. Ayrıca Eski FBI ajanı Brian McCauley, Ekim Alptekin’in kendisine Gülen aleyhine sahte delil yerleştirmesini teklif ettiğini söylüyor.

İddialar bununla da sınırlı değil.

Eski CIA Başkanı James Woolsey, Ekim Alptekin’in Türkiye’den iki bakanı, ABD’de Michael Flynn ve kendisiyle buluşturduğunu ve o görüşmede Fethullah Gülen’in ABD’den kaçırılması için plan yapıldığını öne sürüyor.

Bu dava süreciyle ilgili geçen hafta önemli bir gelişme yaşandı. Ekim Alptekin’in ortağı Bijan Kian’ın yargılanması sona erdi, Kian Türkiye adına yasa dışı şekilde lobi faaliyeti gerçekleştirmekten suçlu bulundu. Ne kadar ceza alacağı 18 Ekim’de belli olacak.

Ekim Alptekin Türkiye’de olduğu için yargılanmadı ama savcı onun için 35 yıl istiyor. ABD’ye giderse yahut Interpol yurtdışında yakalayacak olursa tutuklanacak.

Bugüne kadar bu sürecin detaylarına dair hiçbir röportaj vermeyen Ekim Alptekin’i konuşmaya ikna ettim ve tüm iddiaları tek tek sordum.

Röportajda ayrıca Ekim Alptekin’in kim olduğunu, bir memur çocuğu iken iş hayatında nasıl bu kadar yükseldiğini ve tüm bu grift ilişkilerin ortasında neden onun olduğunu da okuyacaksınız.

Başlayalım...

"35 YILLA YARGILANACAĞIM"

Ekim Bey, ABD’de hakkınızda bir iddianame var. Neyle suçlanıyorsunuz? Dava sürecini en baştan anlatır mısınız?

Bijan Kian ve ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına Fethullah Gülen’in iadesi için bir komplo kurmak ve kayıtsız biçimde lobi yapmaktan suçlanıyoruz . Amerika’da kayıt kanunları var; yabancı bir devlet için lobicilik faaliyetinde bulunacaksanız şeffaflık gereği bunları kaydettirmeniz gerekiyor. Amerikan kamuoyunun bilgilenme hakkı açısından böyle bir kayıt sorumluluğu var. Bu iki suç dışında benim bir de FBI’a dört kere yalan söylediğim iddia ediliyor. Savcı her yalan için de 5 yıl istiyor. Böylece Bijan için 15 yıl istenirken benimki 35 yıl oluyor.

Filmi biraz başa saralım: Aslında bütün bu hikâye Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Emekli General Michael Flynn ile sizin şirketiniz ve Bijan Kian arasındaki ilişkiler sonucu ortaya çıktı. Bijan Kian kimdir? Sizin nasıl bir ilişkiniz var?

Bijan Kian ben tanıdığımda Exim Bankası’nda (Export-Import Bank) yönetim kurulu üyesiydi. Exim Bank’ın yönetim kurulu üyeleri ABD Başkanı tarafından atanıyor. Yanlış hatırlamıyorsam bir dönem Bush, bir dönem de Obama tarafından atandı. Daha sonra Exim Bankası’ndan emekli oldu ve benim havacılık şirketimde kısa bir süre boyunca başkan yardımcılığı yaptı. Bu vesileyle görüşüyorduk. Ailecek de görüşüyorduk; eşlerimiz tanışıyor, çocuklarını tanıyorum. Dava süreci başlayana kadar sürekli iletişim halinde olduğum bir ilişkim vardı.

Michael Flynn’le ne zaman tanıştınız, niye bir araya geldiniz?

Michael Flynn’le beni Bijan tanıştırdı. Onların Flynn Intel Group adlı ortak bir araştırma şirketi vardı. İkisi de Trump kampanyasında bazı görevler üstlenmişlerdi. Flynn kampanya süreci boyunca bir nevi milli güvenlik danışmanı olarak çalışıyordu, Bijan Kian da geçiş hükümetinde istihbarattan sorumlu üyeydi. Darbeden hemen sonra Flynn’in darbeyle ilgili o akşam yaptığı açıklamaları duydum. O açıklamalar gerçekle örtüşmüyordu.

“Türkiye’de Kemalist ordu İslamcıları yeniyor” gibi darbeyi destekleyen korkunç bir açıklama yapmıştı Flynn, değil mi?

Oradan anladığımız şey Michael Flynn’in o akşam sahneye çıkmadan önce NATO’dan tanıdığı Türk subayların kendisini aradığı ve yalan söylediğiydi. “Erdoğan artık gizli ajandasını uygulamaya başlayacak, NATO’dan çıkacak” gibi saçma sapan iddialarla adamın kafasını karıştırıyorlar, o da sahneye çıkıp böyle hatalı bir söylemde bulunuyor. Ben de bu söylemle ilgili sitemlerimi iletmek üzere Bijan’la konuşuyordum. Zaten kısa süre sonra o bana döndü.

Bijan’la Michael Flynn eskiden beri tanışıyorlar mı?

Onların tam nereden tanıştıklarını bilmiyorum ama ortak bir şirketleri olduğunu biliyorum. Bijan’la sürekli konuştuğum için Michael Flynn’le böyle bir ortaklığı olduğunu ve bunun bir araştırma şirketi olduğunu biliyordum. 15 Temmuz akşamının heyecanını atlattıktan sonra Bijan’la tekrar görüştüğümüzde, Flynn’in kendisinin de bunun hatalı bir yorum olduğunun bilincinde olduğunu söyledi. Başka Türk arkadaşlarıyla da görüşüp işin aslını öğrenmiş ve açıkçası çok endişelenmiş. NATO’nun ikinci ordusunun böyle bir örgüt tarafından bir nevi ele geçirilmiş olması ve darbeye teşebbüs edecek kadar cesaretlenmiş olmaları, bunun bölgeye olası etkileri gibi düşüncelere kafa yormaya başlamış. Buradan da yola çıkarak ne yapabileceğimizi onlarla konuştum, “Bizden bağımsız bazı araştırma imkânlarınız var” dedim. Bizim söylemlerimiz Amerika’da satın alınmıyor. Darbeden önce de bu malum yapının ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmak için kolları sıvamıştık ama Amerikan kamuoyu nezdinde başarılı olamamıştık. Amerikalıların kendi güvendikleri kişiler tarafından yapılan bir araştırmaya daha farklı bakıp bakmayacakları aklıma geldi. Flynn araştırma grubuna FETÖ’nün Amerika’daki faaliyetlerinin, dünyadaki çalışmalarının, hangi uzantılarla kimlerle ilişki içinde olduklarının, bir suçu unsurunun söz konusu olup olmadığının Türkiye’den bağımsız olarak araştırmasını yaptırıp Amerikan kamuoyuna FETÖ’nün gerçek yüzünü göstermek gibi bir düşüncemiz oluştu.

Benim asıl niyetim baştan beri Türk hükümetinin böyle bir çalışma yapmasıydı. Türk tarafında da ilgili yetkililerle görüşüp kendilerine Flynn grubundan bahsettim. O dönem onlar da olağanüstü bir yoğunluk içindeydi. Ama bu düşüncelerin hepsini değerlendiriyorlardı ve bana da sıcak baktıklarını söylediler.

Türkiye’den kiminle görüştünüz?

TAİK başkanı olarak bizim bu tür ikili ilişkilerde muhatabımız Dışişleri Bakanlığı. Oradaki yetkililerle görüştük. Mevlüt Bey’le de görüştük, o da bizi motive etti ve bu tarz angajmanları desteklediğini söyledi.

Amaç neydi? Pratikte ne yapmak istediniz?

Amacımız FETÖ hakkında bildiklerimizi Amerika’da bizim anlatmamız yerine, Michael Flynn gibi, Bijan Kian gibi Amerika’da araştırma kredibilitesi yüksek insanlar tarafından yapılan bağımsız araştırmaların sonuçlarını Amerikan kamuoyuyla paylaşmaktı.

Yani bir araştırma şirketine FETÖ hakkında araştırma yaptırmak istediniz…

Evet. Bir Amerikan şirketi olarak yabancı bir şahıs ya da kurum için lobicilik yapacaksanız bunu kaydettirmeniz gerekiyor. Bunun için iki kayıt yasası var: Birincisi şahıslar ve özel sektör için geçerli olan Lobicilik Kayıt Yasası (LDA). Diğeri de FARA dediğimiz, artık dünyaca ünlü olan Yabancı Ajan Kayıt Yasası. FARA, devlet ya da devlet uzantıları için çalışıyorsanız yapılması gereken bir kayıt. O çerçevede Flynn Grubu bu çalışmamızı LDA kapsamında kaydettirdi. Neticede ben bir devlet görevlisi değilim.

Sizin Hollanda merkezli Inovo BV adlı şirketiniz ile Flynn Intel Group arasında nasıl bir anlaşma yaptınız?

Araştırma ağırlıklı bir sözleşmeydi, lobi ve PR boyutunu da daha sonra ekledik. Amaç 3 aylık bir araştırma yapmaktı, ancak Flynn grubundaki arkadaşlar, “Biz bu araştırma verilerini paylaşacağız; belki bir savcıya belki bir milletvekiline ileteceğiz. Bu lobicilik olarak algılanabilir, o yüzden şeffaflık gereği biz yine de kaydımızı yaptıralım” dediler. Zaten kayıt sorumluluğu da Amerikan tarafındadır; müşteri olarak benim bu konuda bir iradem söz konusu olamaz. Türk devleti olarak algılanmak istemediğim için FARA kaydına karşıydım.

"ASIL AMACIM DEVLETİN DOĞRUDAN FLYNN GRUBUYLA

ÇALIŞMA YAPMASINI SAĞLAMAKTI AMA OLMADI"

"O dönemde Mevlüt Çavuşoğlu’yla görüştük, o da destekledi” dediniz. Flynn’in şirketiyle anlaşmanızı devlet yetkilileri istedi mi, istemedi mi?

Hayır, bana “Git, yap” demediler. O günün ruhunu hatırlarsanız gerçekten bir milli seferberlik vardı. Siz de bir işadamı olarak böyle hassas bir konuda bir şeyler yapmak istiyorsanız bunu ilgili yetkililerle istişare etme ihtiyacı hissediyorsunuz. Dediğim gibi asıl amacım devleti doğrudan Flynn grubuyla buluşturmak, onların böyle bir çalışmayı yapmasını sağlamaktı ama olmadı.

“Amacım tam da suçlandığım şeydi” diyorsunuz.

Bu suç değil; bunu gizlemek suç. Savcılık makamının iddiası, bunu gizlemek için ön planda benim göründüğüm. Fakat bu gerçekten Türkiye’nin davranış şekliyle örtüşmüyor. Türk devleti bugüne kadar bu şekilde birçok şirketle çalışmış ve gizleme ihtiyacı duymamış, neden birden böyle bir ihtiyaç hissetsin?

Peki, Flynn’in şirketiyle yaptığınız anlaşmanın maddelerinde neler vardı?

İnanın internette olan bir sözleşme, iki yıldır da bakmadım. Ama temel kapsamı, Türk Amerikan ilişkilerini olumsuz etkileyen konuları araştırmak ve Fethullah Gülen örgütünün ve onun uzantılarının Amerika’daki bağlantılarını ortaya çıkarmak, örgütün orada farklı yapılar üzerinden gizlediği bazı çalışmalarını ve söz konusu kanun ihlalleri varsa bunları ortaya çıkarmaktı. Aldığınız verileri bir noktada bir milletvekiline yolladığınız an, o karar vericinin politikalarını değiştirme gibi bir niyetiniz algılanır diye, “Bu lobicilik kapsamına girebilir, ne olur ne olmaz kaydımız yaptıralım” dediler. Daha sonra bu çalışma sanki Türk devleti tarafından yapılıyormuş gibi FETÖ merkezli haberler çıkınca ABD Adalet Bakanlığı, “Biz sizin FARA altında kaydetmenizi istiyoruz” dedi. Ben de neden FARA olmasını istediklerini sordum. Neticede karşı taraf Türk hükümeti değil, Inovo. Türk hükümetiyle belli bir koordinasyon vardı denebilir belki ama yalnızca bilgi verme amaçlı; FARA yasası kapsamına giren yönlendirme ve kontrol söz konusu değildi.

"FLYNN’E ÖDEDİĞİM 530 BİN DOLARI KENDİ CEBİMDEN KARŞILADIM"

Sizin bir yazışmanız iddianameye girdi. Flynn’e yazdığınız bir mailde, “Bugün Ankara’da bazı görüşmeler yaptım. Sözleşmemizin gizliliği, bütçesi ve kapsamının tartışılması konusunda bana yeşil ışık yakıldı” diyorsunuz.

Evet, doğru.

Bu ne anlama geliyor?

O dönemde Dışişleri Bakanlığı’nı ikna etmeye çalışıyordum. Bu yönde, “Ben böyle bir görüşme yapacağım, sizin için uygun mu?” diye gidip oradan onay alıyorsunuz. “Uygun, siz bunu belli bir yere kadar taşıyın. Böyle bir şeye prensipte sıcak bakıyoruz” dediler. Orada “yeşil ışık”tan kasıt prensipte sıcak bakılmasıydı. Ama nihayetinde Türk hükümeti bu şirketle anlaşmadı.

Neden anlaşmadı?

Zaman yoktu. Flynn grubu Trump kampanyasında da aktif rol aldığı için Ağustos’ta başlamak istiyordu. Çünkü Ağustos, Eylül, Ekim derken Amerikan seçimi olacaktı. Daha kısa bir çalışma yapmanın da bir anlamı yoktu. Flynn tarafı, “En az 3 ay çalışmamız lazım ki yaptığımız işin bir değeri olsun” dedi. Ben de hemfikirdim ve o günlerde, yani darbeden 1 ay sonra devleti dahil etmeyi organize edemedik.

Tekrar soruyorum; Flynn’e ödediğiniz 530 bin doların herhangi bir bölümünü yahut tamamını Türkiye Hükümeti’nden aldınız mı?

Hayır.

Tamamen kendi cebinizden mi ödediniz?

Evet, zaten şahsi hesabımdan ödedim.

Nasıl finanse ettiniz?

Buradaki kendi işlerimden finanse ettim. 

“530 bin dolar benim için önemsiz bir rakam, devletime feda olsun” mu dediniz?

Açıkçası önemsiz bir rakam değil ama o günkü iş büyüklüğümde eritebildiğim bir rakamdı.

Amerika’da seçimlerin yapıldığı gün The Hill adlı web sitesinde Michael Flynn’in Fethullah Gülen ve FETÖ aleyhinde Türkiye’nin savlarının desteklenmesi gerektiğini anlattığı bir makalesi yayınlandı. Bu makalenin yazılması, sizin Flynn’in şirketiyle yaptığınız anlaşma neticesinde mi gerçekleşti?

Öyle tanımlayabilirsiniz belki ama benim sipariş ettiğim bir şey değildi. Flynn, Inovo’yla çalışma çerçevesinde bazı şeyleri öğrenmemiş olsaydı, belki o yazıyı hiç yazmazdı. Yani ben o yazının yazılmasını söylemedim. Zaten yayınlanmadan bir iki gün önce bana yollandığında da bazı noktalara itiraz ettim. Ancak Bijan bana, “Komutanın fikirleri bunlar” dedi.

Yani sipariş edilmiş bir makale değil miydi?

Kesinlikle değildi.

Peki, makalenin yazılmasında Türkiye’deki yetkililerin payı var mıydı? Onların isteği yahut kontrolü oldu mu?

Kesinlikle yoktu. Savcılık böyle iddia ediyor ama bu hiçbir ispatla desteklenmiyor. Madem koskoca Amerikan devleti o bazı mesajları bulabildi, o zaman bu yazının Türk yetkililerine gidip geldiğini de herhalde ispatlayabilirdi. Bu yazıyı ne büyükelçilik yetkilileriyle ne de Türkiye’de herhangi bir kamu görevlisiyle paylaşmadım. Nitekim o yazıda özellikle sakıncalı bulduğum bir ifade vardı. Düzeltilmesi gerektiğine dair düşüncemi paylaştım, ancak kabul etmediler, “Bu bizim görüşümüz, biz bunu böyle yazacağız” dediler. Makalenin yayınlanması Inovo adına yapılmış bir şey olsaydı, yani müşteri ben olsaydım, herhalde o cümleye müdahale edebilirdim.

Neydi o ifade?

Fethullah Gülen terör örgütünü Müslüman Kardeşler’le karşılaştıran bir ifadeydi. Bu iki örgütü de tanıyan insanların itiraz edeceği bir şeydi.

Normalde Türkiye Hükümeti’nin isteyeceği bir şey değil.     

Evet, Türk Hükümeti’nin zaten hiç isteyeceği bir şey değil ama benim de bildiğim gerçeklerle örtüşmeyen bir şey.

Türkiye’deki yetkililer Michael Flynn’in makalesini çıkınca mı gördüler, yoksa siz onlara böyle bir makalenin yayınlanacağını söylemiş miydiniz?

Tek bir Türk yetkilisi o makaleyi yayınlanmadan önce görmedi.

Bir de Fethullah Gülen aleyhinde bir belgesel sipariş ediyorsunuz, doğru mu?

Hayır, onu da ben sipariş etmedim. Baştan beri bu işin araştırma boyutuyla ilgiliydim. Ancak Flynn grubu tarafındaki kişiler de benim itibar ettiğim kişiler. Özellikle Bijan böyle bir belgeselin yapılması gerektiğine inanıyordu. “Bu araştırmayı yapıyoruz ama bunun bazı verilerini de vakit kaybetmeden bir belgesele çevirmekte fayda var” diyordu. Ben de buna “Tamam” dedim ama ortada böyle bir belgesel yok.

Hiç yapılmadı mı, yoksa yapıldı ve paylaşılmadı mı?

Bitirilmedi ve paylaşılmadı.

Gulenopoly adını taşıyan bir bilgisayar oyunu yaptırdığınız doğru mu?

Bunu da şirketteki araştırmacı çocuklar espri olsun diye yapmış. Bunun için kim para öder? Bugün bile hâlâ tam olarak kimin yaptığını bilmiyorum. Benim sipariş ettiğim veya kullandığım bir şey değil. Sadece Twitter’da görünce paylaştım.

"İKİ BAKAN VE FLYNN ARASINDAKİ GÖRÜŞMEDE

FETHULLAH GÜLEN’İ KAÇIRMANIN ESPRİSİ BİLE YAPILMADI"

İddialar bunlarla sınırlı değil; 19 Eylül 2016’da New York’ta Flynn ve Bijan Kian’la birlikte Türk Hükümeti’nden iki bakanla görüşme yaptığınız söyleniyor. CIA eski başkanı James Woolsey, o görüşmede Fethullah Gülen’in kaçırılması için bir plan yapıldığını ve bunun için de para teklif edildiğini iddia ediyor, bu doğru mu? Siz o görüşmede var mıydınız? Neler konuşuldu?

Deli saçması! Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bir Türk heyeti New York’a gelmişti. Flynn grubundan kişilerin Trump’la birlikte New York’ta olduğunu biliyordum. Ben de TAİK başkanı olarak oradaydım ve hayırlı bir şey yapayım, Trump’ın danışmanlarıyla bizim yetkilileri bir araya getireyim dedim. İki tarafı da zor ikna ettim. Türk tarafına TAİK başkanı sıfatıyla, Amerikan tarafına da Inovo işbirliğimizin hatırıyla rica ettim. Bir araya geldiler ve jeopolitik görüşleri paylaştılar.

Bakanların  daha önceden haberi yoktu ve bu görüşme BM toplantısına gittikten sonra orada mı şekillendi?

Evet. Orada birçok iddia var. Savcılığın o noktada beni ve orada bulunan kişileri takip ettiğini biliyorum. Bakanları koruyan Secret Service polisleri de vardı. Orada mutlaka bir ses kaydı alınmıştır. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki böyle (Fethullah Gülen’i kaçırma) bir konuşmanın esprisi bile yapılmadı.

Tekrar sorayım, o görüşmede Fethullah Gülen’in Amerika’dan kaçırılmasına dair herhangi bir konuşma geçti mi, geçmedi mi?

Kesinlikle geçmedi.

"ESKİ CIA BAŞKANI TRUMP’I UTANDIRMAK VE

FLYNN’İN İSMİNİ LEKELEMEK İÇİN KUMPAS KURDU"

Reklam vermek istiyorsanız bize buradan ulaşın

FLORİDA TURK GAZETESİ size Güney Florida Türk toplumunun yerel haberlerini, Türkiye ve Türklerle ilgili dünya haberlerini, yorumları ve bazi değerli yazarların köşe yazılarını ve dernek duyurularını anında sizlere getirmektedir. Küçük bir ücret karşılığında ana sayfaya koyduracağınız "banner"ınızla okuyucularımıza ulaşabilırsınız.

WebTrafik istatistikleri
3000 aylık sayfa görüntüleme
Alexa sıralaması için bakınız: ALEXA

200x300 pixel banner: aylık $150
Link: aylık $50

Data fazla detay için: (786) 251-9996, ya da aşağıdaki formu doldurup gönderin:
http://www.floridaturkgazetesi.com/contact