Vahdettin sarayda, işgal komutanı Şişhane Yokuşunda

TÜRKİYE şu anda hem emperyalistlerin teknolojik ilerleyişinin kıskacı altında... Hem de siyaseten alternatifsiz bir lidersizliğin boşluğunda sarhoş gibi dağılmış vaziyette... Tıpkı geçmişteki Osmanlı’yı yöneten padişahın hareketsizliğiyle kendini kurtarmaya çalışırken başta İstanbul olmak üzere Anadolu’nun birçok şehrini işgal altına alanlara sessiz kalması gibi. Mesela Yunanlıların İzmir’de gerçekleştirdiği katliamın tanığı Yörük Ali Efe’nin yaveri Şükrü Oğuz Bey, anılarında bu olayı şöyle anlatır: –“Etekleri kana bulanmış, tecavüze uğramış yüzleri yerde ölüm bekleyen kızları topluyoruz. Ak saçları kanlarıyla kınalanmış, kır sakalları kana boyanmış, başları gövdelerinden ayrılmış ihtiyar ninelerle, beli bükülmüş dedeleri kaldırımlar üzerinde cansız yatar görüyoruz...” diyor ve yazısına devam ediyor. Anılarının sonunda da şu çok önemli notu düşüyor: –“Daha neler, ne işkenceler... İki ay önce Şehzadesi’nin başına topladığı bunak paşalarla İzmir’den başlayarak Antalya’ya kadar uzanan son padişah Vahdettin’in (Memleketimize medeniyet getireceklerini müjdelettiği) medeni Yunan sürülerinin hediyeleriydi.” (Kaynak: İşgalden Kurtuluşa İstanbul) Bu arada İtlayanlar da hiç boş durmazlar. İtalyan işgal kuvvetleri kumandanı General Ernesto Mombelli de İstanbul’a yanaşır. Galata’da büyük tören yürüyüşü düzenlenir. Hatta İtalyanlar da, çeşitli yıldönümlerini ve de bayramlarını kutlamak için İstanbul Boğazı’nda demirlenmiş savaş gemilerinden atılan top atışı yaparak kutlarlar. Sadece bu kadarla kalınsa iyi... Bu yetmiyormuş gibi, İstanbul’un büyük caddelerinde ve geniş meydanlarında, fiyakalı gösterişler yaparak askeri törenlerini Türk milletinin gözünün içine baka baka yaparlar. Sadece İtalyanlar mı?.. Elbette değil.

NAPOLYON BOZUNTUSU GENERAL d’ESPEREY, ŞİŞHANE YOKUŞUNDA AT ÜSTÜNDE TÖREN YÜRÜYÜŞÜNDEYKEN PADİŞAH NEREDEYDİ ACABA?.. Fransız General d’Esperey ilk işgalin arkasından İstanbul’a gelir. Fakat bu general bozuntusunun bir huyu ortaya çıkmıştır. O da, ilk geldiğinde kendisini coşkuyla karşılama töreniyle karşılamadıkları için kırılganlık göstermesi olmuştur. 8 Şubat 1919’da tekrar geldiği İstanbul’da kendisini çok renkli bir törenle karşılamalarını ister. Ve de o tören olur. Galata Rıhtımı’ndan tutun, Beyoğlu’na kadar sağlı sollu zafer alayı tertip ettirir. Maksadı, renkli bir karşılama törenidir. Ancaaaaak... Napolyon bozuntusu generale karşılama töreni için özel bando ekibi kuran Osmanlı bandosu da oradadır. Atını ürküttüğünü ima ederek Osmanlı bandosunu susturur ve üstünlük edasıyla aşağılamaya devam eder. Aynı şekilde 13 Kasım 1918 günü İngiliz Generali Sir Henry Fuller Maitland da İstanbul Galata Rıhtımı’na demir atanlardandı. Bugün oturdukları yerde ahkam kesenler, hava atanlar, İstanbul’un işgali sırasında ülkede nelerin yaşandığını tarih kitaplarından hiç okumuş ve takip etmişler midir acaba?.. Hiç sanmıyorum. İngiliz General Galata Rıhtımı’na çıktığında kendisini karşılayanlar arasında İngiliz esirler de vardı. O esirler, Osmanlı İmparatorluğu tarafından sivil elbiseler giydirilerek generali karşılamaları için serbest bırakılmışlardı.

İŞGAL KUVVETLERİNİN İSTANBUL’A GÖNDERDİĞİ 61 PARÇADAN OLUŞAN GEMİLERİN SAYISI SONRADAN 167’E YÜKSELİYOR. YİNE SORUYORUZ: PADİŞAH NEREDEYDİ?.. İşgal kuvvetlerinin (daha doğrusu itilaf devletlerinin) 61 parçadan oluşan gemileri, mütareke şartlarının kendilerine yetkilendirdiğini iddia ederek güzelim İstanbul’umuzun önüne gelerek demirlerini denizimize çoktaan atmışlardı bile. Bu kadarla kalsalar yine iyi... Ellerine geçirdikleri büyük güçle Osmanlı’yı temelinden bitirmek için İstanbul’u büyük askeri yığınakla yok etmenin yollarını aradılar. Ve 15 Kasım’a kadar Galata ve İstanbul önlerinde demirleyen harp gemilerinin sayısını 167’e ulaştırdılar. Tarih kitaplarını karıştırdığınızda işgal kuvvetlerinin İstanbul’a demirlediği gemilerin donanma güçlerinin dışında, ayrıca şunlardan da oluştuğuna şahit olursunuz: 11 kruvazör... 15 muharebe gemisi... 29 muhrip ve 6 tane denizaltı gemisi de bulunmaktaydı. Yani adamlar, biten Osmanlı’nın ganimetlerini de paylaşmaya gelmişlerdi. Durum bu hali almışken, tarih kitapları şu bilgiyi not düşmüştür: –“15 Mart 1920 tarihinde Letafet Apartmanı katliamında 8 Türk’ü şehit etmişlerdir.” Bunun üzerine Türk ulusu mitinglere başlar. İşte o zaman Halide Edip Adıvar’ın KURTULUŞ MİTİNGİ oldukça büyük ses getirir. Bu ses, Türklerin yavaş yavaş suskunluğunu bozmasına neden olur ve toplumda uyanış meydana gelir. Türk ulusu, 500 seneye yakın olan İstanbul’un işgal kuvvetlerince ablukaya ve kıskaca alındığını Halide Edip Adıvar’ın Sultanahmet’teki KURTULUŞ MİTİNGLERİNDE anlayarak hayati tehlikeye girdiklerini kabul ederler.

PEKİ BU ARADA OSMANLI PADİŞAHI VAHDETTİN NE YAPIYOR?.. İNGİLTERE’YE BARIŞ PROJESİ SUNARAK SAYGILARINI İLETİYOR... İşgal kuvvetlerinin Marmara’ya demirlediği 167 adet savaş gemisinden hiç rahatsızlık duymayan Padişah efendi ise bakın ne yapıyor: 30 Mart 1919’da Sadrazam Damat Ferit aracılığıyla İngiltere’ye bir barış projesi sunuyor... Projedeki tarihi ifadeler aynen şöyle yazılmıştır: –“ İngiltere, Avrupa ve Asya’da, gerek doğrudan doğruya Sultanın hâkimiyeti altında bulunan, Türkçe konuşan ve gerekse özerklikten faydalanan vilayetlerde, Türkiye’nin ecnebilere karşı bağımsızlığını ve memleket içinde sessizliği temin etmek için gerekli gördüğü yerleri 15 yıl süreyle işgal edecektir… İngiltere, dostluk hisleriyle duygulanarak Osmanlı bakanlıklarında gerekli gördüğü yerlere İngiliz müsteşarlarının Sultan tarafından tayinlerine izin verecektir. Bundan başka İngiltere Hükümeti, her vilayete birer İngiliz Başkonsolosu tayin edecek ve bu konsoloslar 15 yıl süreyle vali yanında müşavirlik görevi yapacaklar. Vilayet, Belediye Meclisleri seçimleri ve parlamento üyelerinin seçimi İngiliz konsoloslarının kontrolü altında yapılacaktır. İngiltere hem başkent İstanbul’da, hem vilayetlerde maliyeyi çok sıkı kontrol etme hakkına sahip olacaktır. Anayasa, Doğu halkının siyasi anlayışına ve yeteneklerine uygun olarak sadeleştirilecektir.” Bu barış projesinin ince detayları ise şunlardan oluşmuştur: 1. İngiltere gerekli gördüğü yerleri 15 yıllığına işgal edebilecek, 2. Sultan, Osmanlı Bakanlıklarında gerekli görülen yerlere İngiliz müsteşarlarının tayinine izin verecek, 3. Her vilayete birer İngiliz Konsolosu tayin edilecek, 4. Bu konsoloslar 15 yıl süreyle Valinin yanında müşavirlik yapacak, 5. Türkiye'deki seçimler İngilizlerce kontrol edilecek, 6. İngiltere, Türk maliyesini kontrol edecek, 7. Doğu halkının anlayışına göre anayasa sadeleştirilecek." İngilizler, bu anlaşma teklifini hiç dikkate almayarak kabul etmezler. Bunun üzerine Vahdettin hızını alamaz ve “Bağımsız bir kürdistanın doğuda kurulması” önerisini ekler. Tabii İngilizler bu teklife hemen atlarlar ve gizli bir antlaşmayla yürürlüğe koymaya başlarlar.

ANADOLU’DA KÖYLER İŞGAL ORDULARINCA YAĞMA EDİLİR... İŞKENCELER YAPILIR... SUBAYLARI EĞLENMEK İÇİN TÜRK KADININI KÖY MEYDANINDA OYNATARAK HER TÜRLÜ PİSLİĞİ YAPARLAR... Her defasında Atatürk’e hakaret edenler, Vahdettin’e bağırıp çağırmazlar... Neden mi?.. Türk düşmanlığı ile yola çıkıyorlar da ondan. Oysa Fatih Sultan Mehmet, Vahdettin’in atası değil mi?.. Evet, atası... O halde neden atalarının toprak bütünlüğüne sahip olamadı?.. Dedeleri, yani ataları toprak üstüne toprak katarken... Vahdettin, neden toprak kaybetmeye başladı?.. Vahdettin Anadolu topraklarını işgal kuvvetlerine ve başta İngilizlere gizli anlaşmalarla verirken, o anlaşmaların altına imzayı atan Atatürk müydü?.. Bu nasıl anlayış ve bu nasıl bir cehalet?.. Ülke elden gitmiş... Marmara sularına yüzlerce işgal kuvvetlerinin gemileri demirlemiş... İstanbul’un sokakları, caddeleri, mahalleleri ve evleri işgal kuvvetlerince işgal edilmiş... Vatan tam anlamıyla bitmiş, tükenmiş... Osmanlı ordusu ayağa dahi kalkamamış... Ama tüm bunlardan Atatürk sorumlu olacak öyle mi?.. Hadi oradan... Gidin, tarihinizi iyi okuyun. Hayali bir düşünceyle hiç yorulmadan ve hiç canınız ülkeniz için yanmadan bedavaya üstünde oturduğunuz memeleketinizin elden gittiğini göremeyecek kadar körleşeceksin... Sonra da suçlu Atatürk’tür diyeceksin... Öyle mi?.. Ama nedense Atatürk düşmanları, 1919 ile 1922 arasında geçen yıllarda, işgal ordularının subayları; Türk köylerine vahşice saldırılarını görmezden gelirler. İşgal güçlerinin bu subaylarının olmaz türlü işkencelerden sonra köylü Türk kadınını köy meydanında oynatarak kendilerinden geçtiklerini belgeleyen tarihi bile okumak istemezler. Bugün bizim yüreğimizin yandığı olay ise şudur: Tüm bu işkenceleri ve kadınlarımıza – kızlarımıza saldıran işgal kuvvetlerinin subaylarını okumayacaksınız... Türk kadınını oynattıklarını görmezden geleceksiniz... Ve muhteşem bir devrimle 7 düveli ülkemizden kovarak Türkiye’nin namusunu kurtaran Atatürk’e hakaret edeceksiniz... Bu hangi vicdana sığar?.. Vahdettin’in “İngiliz milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularım vardır”sözünü eleştirmeyeceksiniz. Bu hangi anlayışa sığar?.. İşgal kuvvetleri komutanı General Sir Henry Fuller Maitland’ın 13 Kasım 1918 tarihinde Galata Rıhtımı’na ayak bastığında (sırf memnun olsun diye) İngiliz esirleri sivil elbise giydirerek karşılamasını sağlamasını nasıl savunacaksınız?.. Bu hangi devlet siyasetine uyar?.. Biz sadece İstanbul’un işgal edildiği yılların binde 1’ini yansıtmaya çalıştık. Eğer tümünü ele alarak tarihi akış içinde yazmaya çalışırsak, inanın 2 bin – 3 bin makale yazmamız gerekir. Tabii burada, Antep’in nasıl Gaziantep olduğuna... Maraş’ın nasıl Kahramanmaraş olduğuna... Urfa’nın nasıl Şanlıurfa olduğuna değinirsek eğer, inanın Avrupa Birliği diye peşlerine düşülen batılıların bize dayadıkları ve Atatürk’e saldırarak Türkiye’yi nasıl yıkmak istediklerini anlayarak, yakından şahit olursunuz. Daha düne kadar “Kamu binalarından Atatürk’ün resimlerini indirmelisiniz” diyen bu Avrupa Birliği değil miydi?.. Neden?.. Çünkü Atatürk, bağımsızlığı ve özgürlüğü savunan büyük komutandı. Bu istilacı Avrupa Birliği ülkelerinin ağızlarının payını da kendi topraklarımızda savaşarak vermişti. Ama ne yaparsınız ki Atatürk’ten sonra bugüne kadar gelen hükümetler ne bağımsızlığı savunabilmişlerdir... Ne de Batının emperyal düşüncelerinden kendilerini sıyırabilmişlerdir. Yazıklar olsun.

 

 

 

 

 

 

Reklam vermek istiyorsanız bize buradan ulaşın

FLORİDA TURK GAZETESİ size Güney Florida Türk toplumunun yerel haberlerini, Türkiye ve Türklerle ilgili dünya haberlerini, yorumları ve bazi değerli yazarların köşe yazılarını ve dernek duyurularını anında sizlere getirmektedir. Küçük bir ücret karşılığında ana sayfaya koyduracağınız "banner"ınızla okuyucularımıza ulaşabilırsınız.

WebTrafik istatistikleri
3000 aylık sayfa görüntüleme
Alexa sıralaması için bakınız: ALEXA

200x300 pixel banner: aylık $150
Link: aylık $50

Data fazla detay için: (786) 251-9996, ya da aşağıdaki formu doldurup gönderin:
http://www.floridaturkgazetesi.com/contact