Ökkeş Ağaoğlu
TÜRKİYE’de eğitim sistemi uzun süredir derin bir yön tartışmasının içindedir. Bu tartışmanın merkezinde ise Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) döneminde uygulanan politikaların, Cumhuriyet’in kurucu eğitim anlayışıyla ne kadar örtüştüğü sorusu yer almaktadır.
Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, eğitimi bir milletin kaderini belirleyen en temel unsur olarak görmüş; laikliği, bilimselliği ve özgür düşünceyi eğitim sisteminin vazgeçilmez temelleri olarak tanımlamıştır. Ona göre okul, bireyin zihninin özgürleştiği yerdir; herhangi bir ideolojinin kalıplarına hapsedildiği değil. Ancak günümüzde, özellikle bazı uygulamalar ve yönelimler üzerinden yapılan eleştiriler, bu temel anlayıştan uzaklaşıldığı yönündedir. Okullarda dini yapıların ve belirli düşünce biçimlerinin etkisinin arttığı iddiaları, eğitimde tarafsızlık ilkesinin zedelendiği tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Bu eleştirilere göre, çocukların özgür düşünce alanı daraltılmakta; eğitim, farklı yaşam biçimlerine açık bir alan olmaktan ziyade tek yönlü bir değer aktarımına indirgenme riski taşımaktadır.
ÖĞRENCİ ANDI HOŞLARINA GİTMİYOR AMA TÜRKLÜĞÜN VE ADALETİN ZIRHI BU ANDIMIZDA GİZLİ... ONLAR İSE BUNUN SÖYLENMESİNDEN KORKUYORLAR... Bu bağlamda sıkça gündeme gelen konulardan biri de Öğrenci Andı (Andımız) tartışmasıdır. Andımızın kaldırılması ya da yeniden okutulmaması, bazı kesimler tarafından Cumhuriyet değerlerinden geri adım olarak görülürken; diğer kesimler bunu farklı kimliklerin tanınması açısından değerlendirmektedir. Bu durum, eğitimde ortak değerler ile çoğulculuk arasındaki denge meselesini daha da görünür kılmaktadır. Eleştirilerin bir diğer boyutu ise tarihsel figürlere ve olaylara yaklaşım üzerinedir. Atatürk’e karşı geçmişte isyan etmiş kişi ve hareketlere yönelik söylem ve yaklaşımlar, bazı çevreler tarafından “tarihsel hassasiyetlerin aşındırılması” olarak yorumlanmaktadır. Bu tür değerlendirmeler, toplumda ciddi bir gerilim yaratmakta ve eğitim politikalarının sadece pedagojik değil, aynı zamanda ideolojik bir mücadele alanına dönüştüğünü düşündürmektedir. Bütün bu tartışmaların ortasında unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Eğitim, hiçbir siyasi iktidarın kendi dünya görüşünü mutlaklaştıracağı bir alan değildir. Okullar, çocukların özgürce düşünebildiği, farklı fikirlerle tanışabildiği ve kendi kimliğini baskı altında hissetmeden geliştirebildiği yerler olmak zorundadır.
NE ÖZGÜR BİR EĞİTİM SİSTEMİNİN TEMEL TAŞLARI DÖŞENİYOR, NE DE GENÇLİĞİN BEKLEDİĞİ ÖZGÜVEN MESELESİ OKULLARDA YAŞATILIYOR. TEK DERTLERİ TARİKAT... Eğer bir eğitim sistemi, eleştirel düşünceyi geri plana itiyor, bilimi ikinci plana düşürüyor ve tek tip bir anlayışı merkeze alıyorsa; bu durum sadece bugünü değil, geleceği de etkiler. Çünkü özgür bireyler yetiştirmeyen bir sistem, güçlü bir toplum inşa edemez. Sonuç olarak mesele, bir partiye duyulan öfkenin ötesinde, bir ülkenin hangi değerler üzerine yükseleceği meselesidir. Atatürk’ün işaret ettiği çağdaş, bilimsel ve özgürlükçü eğitim anlayışı ile günümüz politikaları arasındaki mesafe tartışılmaya devam edecektir. Ancak bu tartışmanın sağlıklı ilerleyebilmesi için güçlü eleştirilerin, sağlam temeller ve sorumlu bir dil üzerine kurulması şarttır.