FON İDDİALARI

Submitted by FTG on Thu, 10/15/2026 - 09:02

FON İDDİALARI - YARGI BAĞIMSIZLIĞI - VE SORUMLULUK ZİNCİRİ ÜZERİNE
FON’un akıbeti, adeta Türkiye’nin hukuki ve ekonomik geleceğiyle doğrudan orantılı bir noktaya evrilmiş durumdadır. İktidar kanadından gelen açıklamalara bakıldığında, konunun münferit bir "nefis" meselesi olarak geçiştirilmeye çalışılması; olayın kamuoyu vicdanında karşılık bulmasını engellemektedir.

Asıl beklenilen; makamı, unvanı ne olursa olsun tüm sorumluların yargı önüne çıkarılacağının net bir dille ifade edilmesidir. Ancak bu adımın atılmaması, iddiaların ve idari hataların hangi kademelerde yoğunlaştığına dair şüpheleri artırmaktadır.

İdari ve hukuki sorumluluğun nerede başlayıp nerede bittiğini netleştirmek adına somut adımlar atılamamaktadır. Çünkü bu sistemin yürütmesinde imzası olanların da olası bir soruşturma sürecinden etkileneceği endişesi hâkimdir. Tam da bu noktada sorulması gereken temel soru şudur: Tarafsız ve bağımsız yargılama süreçlerini çalıştırmayan ya da engellediği iddia edilen mekanizmaları kim denetleyip yargılayacaktır?

İşte burada "Hukuki Süreçler ve Yargı Bağımsızlığı" ilkelerinin yasal samimiyeti test edilmektedir. Soruşturmaların, mahkeme süreçlerinin ve engelleme iddialarının hangi somut adımlara dayandığını ortaya koymak, devleti yöneten idari mekanizmanın iradesine bağlıdır. Bu irade gösterilmediği sürece, sistemin kendi iç çelişkileriyle yüzleşmekten kaçındığı izlenimi pekişmektedir.

Bu nedenle, iddiaların odağındaki bakanlar, bakan yardımcıları ve yakınlarıyla ilgili mal varlığı hareketleri tek tek ve şeffaflıkla incelenmelidir. Kamuoyunda geniş yer bulan tedbir kararlarının kaldırılması ve sadece yurt dışı çıkış yasağıyla yetinilmesi, toplumsal vicdanda sürecin etkin yürütülmediği algısını güçlendirmektedir. Resmi makamların, SPK gibi denetleyici kurumların ve mahkeme dosyalarının gerektirdiği şeffaf raporlamaların yapılması, hem hukuki güvenlik hem de kamusal güven açısından hayati önem taşımaktadır.

 

AKP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ VE TBMM GÜVENLİK VE İSTİHBARAT KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ SERKAN BAYRAM'IN AÇIKLAMALARI ÇOK ÖNEMLİ BİR YER TUTUYOR...


AKP İstanbul Milletvekili ve TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanvekili Serkan Bayram’ın fon krizine ilişkin yaptığı açıklamalar, konunun sadece muhalefetin değil, iktidar partisinin de iç gündemini derinden sarstığını göstermektedir. Bayram’ın, “Partide bir sürü kişinin ismi geçiyor, top çevirmeye gerek yok... Ucu kime dokunacaksa dokunsun” şeklindeki sözleri, parti tabanındaki ve bürokrasideki rahatsızlığı açıkça dışa vurmaktadır.

 

Bayram'ın basında yayınlanan şu açıklaması da oldukça dikkat çekiydi: “AK Partimiz bunu hak etmiyor, Cumhurbaşkanımız hak etmiyor. Reis alacak neşteri. Serkan sen mi yaptın?; Uçur, virüsleri temizlesin... Türkiye’yi adaleti de, borsayı da fonları da rahatlatmamız lazım. Yoksa Allah korusun Türkiye’de sosyal patlama olur. Oraya gidiyor, bunu yabana atmayın...” Ve bu ifade ve bu açıklama tüm basında yayınlanmıştır... Bu da bazı medyanın özgürlüğünü kullandığı gerçeğini görebiliyoruz... Ne kadar korku ve çekingen bir açıklama olsa da, halk adına da kıymetli bir çıkış...


Bu çıkış, bir yandan yaşanan aksaklıklara ve toplumsal patlama riskine dikkat çekerken, diğer yandan sorumluluğu üst liderliğe havale eden çelişkili bir duruşu sergilemektedir. Sistem içi eleştiriler yükselse de, yapıyı kökten değiştirecek ya da kurultay gibi mekanizmaları tetikleyecek cesaretin gösterilemediği görülmektedir.... Bu da partinin iç meselelerde siyasi gruplaşmanın önüne geçildiğinin kanıtını oluşturmaktadır.

Olayın ekonomik boyutuna dair 100 milyar dolarlık zarar iddiaları konuşulmaktadır. Deprem bölgesinin ihyası için harcanan kaynaklarla kıyaslandığında, böylesi devasa bir finansal tahribat iddiasının üzerine ciddiyetle gidilmesi iktidarın ve Meclis'in görevi olmalıdır. SPK’nın acilen açıklama yapması, yargı organlarının bağımsız hareket etmesi ve medya organlarının konuyu tüm yönleriyle tarafsızca işlemesi gerekirken; sessizlik veya olaya karşı duyarsız kalmak kamuoyunu da rahatsız edecek boyuta sürükleyecektir...

MEDYA ETİĞİ VE ÇİFTE STANDART ELEŞTİRİSİ

Kamuoyu adına denetim yapması gereken gazetecilerin ve köşe yazarlarının bu boyuttaki iddialar karşısındaki tutumu da sorgulanmalıdır. Bazı yandaş yazarlar gibi kamuoyunu yönlendiren isimlerin; milyarlarca liralık kamu zararı iddiaları, finansal usulsüzlükler ve geçmişten günümüze uzanan yolsuzluk dosyaları karşısında sessiz kalması ya da konuyu önemsizleştirmesi kabul edilebilir bir şey değildir.

Muhalif belediye başkanlarına veya siyasilere yönelik soruşturmalarda en ince ayrıntısına kadar kamuoyu oluşturanların, iddialar iktidar çevrelerine dayandığında suskunlaşması da ayrı bir soru oluşturuyor?.. Haklarında kesinleşmiş hüküm bulunmayan isimler cezaevinde tutulurken ya da sürekli yeni davalarla yıpratılmaya çalışılırken; tüyü bitmemiş yetimin hakkının söz konusu olduğu finansal skandalların üzerine gidilmemesi bizi dürüst basının arayışına sürüklüyor...

Öte yandan, siyasi söylemlerdeki tutarsızlıklar da ortadadır. Bir yanda Meclis'te şeffaflık ve araştırma önergeleri iktidar ittifakının oylarıyla reddedilirken; diğer yanda geçmişte en sert ifadelerle eleştirilen adımların veya terörle mücadele çizgisine aykırı söylemlerin bugün siyasi konjonktür gereği savunulması kamuoyunun gözünden kaçmıyor ve kaçmaması da normaldir...

Küçük bir suç işleyenin en ağır yaptırımlarla karşılaştığı bir hukuk düzeninde, devasa kamu kaynaklarının akıbetine dair iddiaların elini kolunu sallayarak gezebilen aktörlerle geçiştirilmesi adalet duygusunu ne yazık ki zedeliyor. Bu iddialar, ancak ve ancak üzerindeki tüm siyasi baskılardan arındırılmış, bağımsız ve tarafsız yargı organları önünde tam bir şeffaflıkla hesap verildiği zaman aydınlanabileceği tartışmasız bir gerçek... Bakalım o gerçeğe ağırlık ne zaman ve kimler tarafından verilecek?..