Ökkeş Ağaoğlu
BİLİMDEN Uzaklaşan Eğitim, Geleceği Kaybettirir LAİKLİKTEN Kopuş, Aklın ve Bilimin Tasfiyesidir EĞİTİMDE Geriye Gidiş: Aklın Yerine Dogmanın Yükselişi ÇAĞDAŞLIKTAN Uzaklaşan Eğitim, Bir Milletin En Büyük Kaybıdır BİLİMİ Reddeden Eğitim, Geleceği Reddediyor AKLIN Susturulduğu Yerde Cehalet Büyür EĞİTİMDE Karanlık Yönelim: Geleceğe Açılan Bir Tehdit BUNLAR bugünkü AKP zihniyetinin yapmak istediği geri eğitim sistemidir...
Yani cahillikle yarışan bir sistemi masaya yatırıyorlar ama gençliğin geleceğini kaybediyorlar... Onları tarikat zihniyetiyle kendi hanelerine kaydetmek istiyorlar... Ama ne olursa olsun bunu başarabilmek çok zordur... Çünkü karşılarında kapı gibi duran bir Atatürk Eğitim Sistemi vardır... O sistemi geçmelerinin imkansız olduğunu çok iyi bilmekteler... Çünkü Atatürk, sadece Türklük unsurunun çerçevesinde batı dünyasına kapalı bir eğitim sistemini değil... Aksine batıyı da... Uzakdoğu'yu da... Kuzey ve Güney'i de kapsayan dünya haritasının eğitimine ulaşmak ve hatta onları geçmek için muhteşem bir sistemi getirmiştir... Ama bugün bundan hoşlaşmayan bir AKP zihniyeti var.. Ve bu zihniyet öylesine cahililk ağları örmüş ki, eğitim sistemini de bununlla örerek "Tek Adam" politikası hareketiyle Türkiye Cumhuiryeti'ni hem yıkmak... Hem de Amerikan BOP projesiyle Kürdistan'ın kurulması için yanıp tutuşmaktaydılar... Zaten Suriyeli ve diğer göçmenleri ülkeye doldurarak Türklüğün karşısına çıkarmak istemelerinin amacı da, Cumhuriyetin karakterini yıkmak değil midir?.. Ama ne zaman ki İran güçlü ve cesur çıktı, işte o andan itibaren Amerika'nın da... Batı'nın da... Hatta İsrail'in de forsu ve karakter baskıcı duruşla bozuluverdi... Bunu gerçekleştiren kimlerdi?... Tabii ki Rusya ve Çin... Amerika o kadar kendine güveniyordu ki, "Ben dünyanın imparatoruyum, dünya benim emrime girecek... Hatta girmeli" şımarıklığı ile yola çıktığında karşılarına İran harici Rusya ve Çin'in olacağı tahminini bu şekilde akıllarına getirmemişlerdi... Yani atom ve nükleer silahlanmada "Ben birinci ülkeyim" diyecek kadar ileri giden Amerika'nın, aynı şekilde kendilerine karşı olan ülkelerin de olduğunu ve onların da atom ve nükleer ile kendisine kafa tutacak hale gelebileceklerini hiç tahmin dahi etmemişti. Peki ne oldu?.. Hürmüz açıldı.. Peki daha önce açık değil miydi?.. Elbette açıktı. Amerika, kancıklık yaparak açılanı kapatıp tekrar açma puştluğuna kapıldı. Fakat başaramadı... İran tekrar Hürmüz'ü kapattı. Çünkü İranlılar Suriyeliler gibi ülkelerini terk etmediler... Ve ülkelerine sahip çıkarak yıkılmasını engellediler. Hatta Trump'ın puşt bir politikayla Iraklı ve Suriyeli Kürtlerin İran'a saldırması için 25 bin TIR dolusu silah gönderdi. Ama buna hiç yanaşmayan ülkelerin Kürt asıllı vatandaşları bu tuzağa düşmediler... Üstelik o silahların akıbeti şu anda bile belli değil.
GELELİM EĞİTİM SİSTEMİNE... TÜRK GENÇLERİNİ EĞİTMEMEK VE ONLARI APTALLAR SINIFINA KOYMAK İÇİN HER TÜRLÜ OLUMSUZ EYLEMİ DESTEKLEYEN AKP, ÜLKENİN GELECEĞİNİ ZORLUYOR... Toplumsal sorunları değerlendirirken sert genellemeler yapmak meseleyi açıklamaktan çok kutuplaştırır. Eğitim gibi kritik bir alanda sağlıklı bir çözüm üretmek için daha dengeli ve gerçekçi bir çerçeve kurmak gerekir. Türkiye’de son dönemde okullarda artan şiddet olayları, yalnızca tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşık bir sorundur. Aile yapısı, ekonomik baskılar, sosyal medya etkisi, rol model eksikliği ve eğitim politikalarındaki dalgalanmalar bu sorunun parçalarıdır. Bu nedenle çözüm de çok boyutlu olmalıdır. Bu noktada Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim anlayışı halâ güçlü bir referans sunar. Atatürk, eğitimi sadece bilgi aktarımı olarak değil, aynı zamanda bireyin aklını kullanabilme yetisi, özgür düşünce ve çağdaş değerlerle donatılması olarak görüyordu. Onun “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” hedefi, bugün yaşanan sorunlara karşı da anlamlı bir çıkış yoludur. Laik eğitim sistemi, farklı inanç ve düşüncelere sahip bireylerin bir arada, eşit şartlarda yetişmesini sağlar. Bu sistemin temel amacı, bireyi dogmalardan bağımsız düşünmeye teşvik etmek ve bilimsel yöntemle hareket edebilen bir toplum oluşturmaktır. Çünkü bilimsel eğitim; sorgulamayı, empatiyi ve akıl yürütmeyi besler. Bunlar da şiddetin panzehiridir. Öte yandan “Batı medeniyeti” kavramı, yalnızca coğrafi bir yönelim değil; hukukun üstünlüğü, insan hakları, bilimsel üretim ve kültürel çeşitliliğe saygı gibi evrensel değerleri ifade eder. Türkiye’nin hedefi de tarihsel olarak bu değerlerle uyumlu bir toplumsal yapı kurmak olmuştur. Bu çerçevede daha yapıcı bir yaklaşım şöyle özetlenebilir: 1) - Okullarda rehberlik ve psikolojik destek sistemleri güçlendirilmeli... 2) - Öğrencilere eleştirel düşünme ve duygusal zekâ becerileri kazandırılmalı... 3) - Öğretmenlerin mesleki destek ve itibarı artırılmalı... 4) - Aileler eğitim sürecine daha aktif dahil edilmeli... 5) - Eğitim politikaları ideolojik tartışmaların ötesinde, bilimsel verilerle şekillendirilmeli... Sonuç olarak mesele, herhangi bir kesimi suçlamak değil; çocukların güvenli, özgür ve nitelikli bir eğitim ortamında yetişmesini sağlamaktır. Atatürk’ün çizdiği çağdaş, bilimsel ve kapsayıcı eğitim vizyonu bu hedef için hâlâ güçlü bir rehberdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim sistemi, Mustafa Kemal Atatürk’ün akıl ve bilim temelinde inşa ettiği bir medeniyet projesidir. Bu gerçeği görmezden gelen, eğitimi dogmaların ve sorgulamayan anlayışların sınırlarına hapsetmeye çalışan her yaklaşım; bilimin, aklın ve çağdaşlığın ne anlama geldiğini kavrayamamış bir bakış açısının ürünüdür. Çünkü eğitim, bireyi özgürleştirmiyorsa; ona düşünmeyi, sorgulamayı ve üretmeyi öğretmiyorsa, orada ilerlemeden değil gerilemeden söz edilir. Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek olan şey, dar ve kapalı zihinler değil; dünyayı anlayan, eleştiren ve geliştiren nesillerdir.
ŞAMİL TAYYAR'IN KONUŞTUĞUNA BAKIN.... BU ADAM BİR DE GAZETECİ... BASIN AHLAKINDAN ZERRE KADAR HABERİ YOK... GAZETECİ DEDİĞİN DOĞRULARI YAZAR... BU YANDAŞLIĞIN ÖNDERLİĞİNİ YAPIYOR... AKP'li Şamil Tayyar, öğrenci olaylarından sonra hiç geri durur mu?.. Hemen yandaş TV'lere çıkarak hem boy göstermekte... Hem de yapılacak bir ara seçimde veya genel seçimde adaylığını koymak için çırpınmakta... Çünkü zihniyeten ve fikren çöküşe uğrayan Şamil Tayyar, AKP sonrası yanaşacağı bir parti kalmayacağını iyi bildiği için... Ve yaptıkları hatanın ceremesini mutlaka çekeceği ve hesap vereceği için, bugünden yarınını garanti altına almak istiyor... Bu arada eski AKP'li zihniyetli Ahmet Davutoğlu da, meydana gelen öğrenci ölümlerinden sonra "23 Nisan Bayramı iptal edilsin" dedi... Ama bunun yanlış bir konuşma olduğunu şimdiden söylemeliyiz... Çünkü 23 Nisan Ulusal Gençlik ve Spor Bayramı olması bakımından kutlamalar ölen öğrencileri anmakla da gerçekleşebilir...Ve zaten 23 yıldan beri Milli Bayramlarımızın kutlanmaması için yırtınan AKP hükümetinin ekmeğine bal süren Davutoğlu'nun bilakis en öne çıkarak 23 Nisan Bayramı'nın kutlanması için... Ölen çocukların anısına konuşmalar yapmasını beklerdik... Eğer ki 23 Nisan ölen öğrenci olaylarından ardından iptal edilmesi gerekiyorsa, o zaman 20 askerimiz uçak kazası sonucunda ölmesi üzerine neden bir yas ilan edilmedi?.. / Havaalanlarında yapılan patlamalarda ölen Türk vatandaşları için neden yas ilan edilip eğlence yerleri kapatılmadı?... / Ahmet Davutoğlu'nun iptal kararı tam bir Cumhuriyetin geleneklerini iptal edilmesi adımıdır. Daha doğrusu AKP'ye bir nevi yağ çekmekten öteye de gitmiyor...
MİLLİ BAYRAMLARIMIZIN KUTLANMAMASI İÇİN YIRTINAN AKP'NİN BU DÜŞÜNCESİNE KARŞI FLORİDA TURK GAZETESİ OLARAK BİZİM DÜŞÜNCEMİZ AYNEN ŞUDUR: 1) - 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, yalnızca bir kutlama günü değil; millet iradesinin ve çocuklara duyulan güvenin simgesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu özel gün, geleceğin teminatı olan nesillere verilen değerin en açık ifadesidir. 2) - Türklüğün kahramanlıklarıyla bezenmiş Milli Bayramlar, bir toplumun hafızasıdır. Unutuldukça kimlik zayıflar, sahip çıkıldıkça birlik güçlenir. Bu nedenle 23 Nisan’ın anlamını daraltmak ya da gölgelemek yerine, onu daha bilinçli ve daha güçlü bir şekilde yaşatmak gerekir. 3) - Yaşanan acılar, kayıplar ve üzüntüler elbette yüreklerimizi derinden etkiler. Ancak bu tür günler, aynı zamanda hem anma hem de geleceğe umutla bakma sorumluluğunu birlikte taşır. Çocukların hatırasını yaşatmanın en anlamlı yolu; onların adına daha aydınlık, daha güvenli ve daha bilinçli bir gelecek inşa etmektir... 4) - Dilerim siyasi partilerin duruşları laikliğin gereğini yapmak... Milli Bayramlarımıza sahip çıkmak... Ve 23 Nisan'ı anma programı haline getirerek yine de 23 Nisan'ı kutlamanın zaferini ilan etmeleridir...