Ökkeş Ağaoğlu
1 MAYIS İşçi Bayramı, ortaya çıktığı ilk andan itibaren yalnızca bir kutlama günü değil, aynı zamanda toplumsal güç dengelerinin görünür olduğu bir alan olmuştur; kökeni (Hanymarket Olayı)'ndan sonra süregelen bir direniş meselesi olmuştur... Tarihe baktığımızda Haymarket Ayaklanması , diğer adıyla Haymarket Olayı, işçi sendikası aktivistleri ile polis memurları arasında yaşanan şiddetli bir çatışmaydı. Olay, 4 Mayıs 1886'da Chicago'daki Haymarket Meydanı'nda meydana geldi. Ayaklanmadan önce, 1 Mayıs'ta başlayan McCormick Biçme Makinesi Fabrikası'nda bir grev yaşandı. Ve olaylar ardı ardına gelişmeye başladı. Bu olay diğer devletleri de kapsamı içine alınca Batılı ülkelerin öcü gibi gördüğü 1 Mayıs'ı Uzakdoğu ülkeleri kucaklayarak sahiplendiler ve o günü bayram ilan ettiler... 1 Mayıs'ı hükümetler hep ayaklanma olarak görmüşlerdir... Ve bunu da işçi eylemlerine dayandırdıkları için, doğasında zaten talep, itiraz ve örgütlenme vardır ve bu yüzden devletler açısından sıradan bir “bayram” gibi algılanmaz. Türkiye’de bu durum daha da keskinleşir, çünkü Taksim Meydanı gibi sembolik mekânlar sadece fiziksel alanlar değil, aynı zamanda tarihsel hafızanın yoğunlaştığı yerler olarak kabul edilir... Hele ki özellikle 1977 Taksim 1 Mayıs Katliamı gibi travmatik bir olaydan sonra bu meydan, işçi hareketi için bir anma ve sahiplenme alanına dönüşürken, devlet için kontrol edilmesi gereken hassas bir noktaya dönüşmüştür. Bu yüzden Türkiye’de 1 Mayıs’ın seyri dalgalı olmuştur...
YILLAR ÖNCESİ TÜRKİYE'DE KUTLANAN 1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI'NI DURDURMAK İÇİN KARANLIK ELLER ATEŞ ETTİ VE O GÜNDEN BUGÜNE TAKSİM MEYDANI'NDA KUTLANAMIYOR... 1 Mayıs 1977 günü İşçi Bayramı`nı kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul`a gelen yaklaşık 500 bin kişi DİSK'in organizasyonu önderliğinde Taksim Meydanı'nı doldurdu. Saat 19.00 sularında dönemin DİSK Başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde etraftan silah sesleri duyulmaya başlandı. Sular İdaresi binasının üstünden ve meydandaki otelin çeşitli katlarından açılan bu ateş sonucu insanlar panik halde kaçmaya başladı, kısa bir süre içinde İntercontinental Oteli`nin de üst katlarından ateş açıldı. İnsanlar panik halde kaçmaya çalışırken panzerler de kalabalığın arasına doğru girmeye ve kitleleri sıkıştırarak Kazancı Yokuşu'na itmeye başladı. Bir kamyonun tıkadığı Kazancı Yokuşu'ndan aşağıya kaçmaya çalışan kalabalığı daha da korkutmak için bir daha ateş açıldı. İnsanlar ezilme, boğulma vurulma, ve panzer altında kalarak yaşamını yitirdi. 470 kişi gözaltına alındı fakat hiçbirinin olayla ilgisi kurulamadı. Ateşi kimin açtığı tam olarak belirlenememiş, olay halen aydınlatılamamıştır. Sular idaresinin çatısından ve otel odalarından ateş açanlar bulunamamıştır. SONUÇ MU: Taksim Meydanı'nda 38 yıl önce 1977'de 34 kişinin öldüğü, 136 kişinin de yaralandığı kanlı 1 Mayıs'tan geriye kalanların siyasi durumu böyle son buldu.
HÜKÜMET "KONTROL EDİLMESİ ZOR" OLARAK GÖRÜYOR VE POTANSİYEL SUÇ İŞLEME EĞİLİMİNİ PEŞİNEN İŞÇİNİN ÜSTÜNE YÜKLEYİP KENDİNİ SIYIRIYOR... OYSA DEVLETİN GÖREVİ ALANI YASAKLAMAK DEĞİL DE, ALANDA GÜVENLİĞİ KONTROL ALTINA ALMAK DEĞİL MİDİR?... 1970’lerde kitlesel ve güçlü kutlamalar varken, 1980 Darbesi sonrasında uzun süre yasaklanmış, daha sonraki yıllarda kısmen serbestleşmiş ama hiçbir zaman tam anlamıyla istikrarlı bir özgürlük ortamına kavuşmamıştır; bir yıl açılan bir alanın başka bir yıl kapatılması ya da izin verilen bir yürüyüşün sonraki yıl engellenmesi, bu meselenin sadece güvenlik değil aynı zamanda siyasi bir karar olduğunu da gösterir. Bu noktada sağ ve sol siyaset arasındaki temel fark belirleyici hale gelir: sol gelenek 1 Mayıs'ı bir hak arama, görünürlük ve kolektif güç gösterisi olarak görür, sokakta olmayı ve meydanları doldurmayı siyasetin doğal bir parçası sayar; buna karşılık sağ gelenek daha çok düzen, istikrar ve ekonomik süreklilik üzerinden düşündüğü için büyük ve kontrol edilmesi zor kalabalıkları potansiyel bir risk olarak algılama eğilimindedir, bu da aynı olaya iki tamamen farklı anlam yüklenmesine yol açar. Bir taraf için meydanda toplanmak anayasal bir hak ve demokratik katılımın göstergesi iken, diğer taraf için aynı durum kamu düzenini bozabilecek bir gelişme olarak değerlendirilebilir; bu ayrım teoride makul bir tartışma gibi görünse de pratikte ciddi gerilimler üretir, çünkü devletin “önlem” olarak aldığı kararlar çoğu zaman sahada orantısız güç kullanımına dönüşebilir ve bu da barışçıl şekilde kutlama yapmak isteyen geniş kitlelerin de baskı altında kaldığı algısını güçlendirir. Özellikle polis müdahaleleri, biber gazı kullanımı ya da belirli alanların kapatılması gibi uygulamalar, devletin güvenlik perspektifini öne çıkardığını gösterirken, işçi ve sendika tarafında bunun bir hak ihlali olduğu düşüncesini pekiştirir; bu da karşılıklı güvensizliği derinleştirir ve her yıl benzer tartışmaların yeniden yaşanmasına neden olur. Aslında mesele yalnızca Türkiye’ye özgü değildir; dünyanın pek çok yerinde 1 Mayıs benzer şekilde hem kutlama hem de protesto günü olarak geçer, bazı ülkelerde daha serbest ve festival havasında olurken, bazılarında yine polis müdahaleleri ve çatışmalar yaşanabilir, bu da bize şunu gösterir: sorun tek başına “işçiler neden engelleniyor” sorusundan ziyade, devlet ile toplum arasındaki güç, güven ve kontrol ilişkisinin nasıl kurulduğuyla ilgilidir. Türkiye’de bu ilişkinin daha gergin olmasının sebeplerinden biri de tarihsel deneyimlerdir; geçmişte yaşanan büyük çatışmalar ve travmalar, sonraki yıllarda alınan kararları daha t'ın emkinli ve bazen daha sert hale getirmiştir, fakat bu temkin çoğu zaman özgürlük alanını daraltan bir biçimde uygulanır. Sonuçta ortaya çıkan tablo şudur: işçiler ve sendikalar 1 Mayıs’ı hem kutlamak hem de seslerini duyurmak isterken, devlet bu kitleselliği kontrol edilmesi gereken bir durum olarak görür; sağ ve sol siyaset arasındaki yaklaşım farkı da bu gerilimi sürekli besler. Bu yüzden mesele basitçe “kutlama yasağı” değil, kamusal alanın kim tarafından, hangi sınırlar içinde ve hangi koşullarda kullanılacağına dair daha derin bir tartışmanın parçasıdır ve çözümü de ancak güvenlik ile özgürlük arasında daha dengeli, daha öngörülebilir ve daha şeffaf bir yaklaşım kurulabildiğinde mümkün olabilir. Hükümet 1 Mayıs'ı hem iyi hem de kötü bir toplanma olarak algılamamıza neden olmaya devam edeceğe benzer.