RAF ÖMRÜ DOLAN AMİGO YANDAŞ YAZARLAR VE ELDE PATLAYAN BLÖFLER...

Submitted by FTG on Sun, 09/13/2026 - 15:53


Ökkeş Ağaoğlu

Gazetecilik, iktidarların gölgesinde serinleme sanatı değil; aksine o gölgede kalan, görünmeyen ve bastırılan hakikatlerin üzerine projektör tutma mesleğidir. Ancak bir siyasi iktidarın ülkeyi yönetme kapasitesi tükendiğinde, ilk olarak o iktidarın amigo takımının kaleminde bir çürüme başlar. 

Sahada halka sunulacak tek bir somut başarı, ekonomide ferahlatıcı tek bir veri, pazardaki filenin boşluğunu örtecek tek bir müjde kalmadığında; yandaş medyanın elinde tek bir sermaye kalır: Ayak oyunları, manipülasyon ve pembe tablolarla süslenmiş içi boş polemikler.  

Geçmişte fikir üretenlerin yerini bugün sadece iktidarın hatalarını makyajlamaya çalışan "kullan-at" kalemler almış durumda. Ancak gerçeğin duvarı serttir. Kendi ördükleri yalan ağının içinde batan bu yazarların gözden kaçırdığı en temel gerçek, raf ömürlerinin dolmak üzere olduğudur. İktidar, sıkıştığı ve halkın tepkisinden kaçamadığı an kendisini aklamak için ilk olarak bu "yanlış yönlendiren, toplumu geren" medya figürlerini feda edecek, faturayı onların sırtına yükleyecektir.

Savundukları sistemin günah keçisi olmaya aday bu isimler, bugün bile saray koridorlarının iktidar sarhoşluğuyla halka ilüzyon satmaya devam ediyorlar.  Cumhuriyet’in Şeffaflık Mirası ve Basın OnuruOysa Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in temellerini atarken basını iktidarların ayıbını örten bir kalkan değil, toplumun vicdanı olarak konumlandırmıştı. Atatürk'ün "Basın, milletin müşterek sesidir" sözü, halkın gerçekleri öğrenme ve haber alma özgürlüğünü Cumhuriyet’in en temel taşı kılar. Verilemeyecek bir hesabı olmayan, alnı açık olan bir irade; ne gerçeğin konuşulmasından korkar ne de yargı süreçlerinin milletin gözü önünde cereyan etmesinden.

Atatürk’ün bıraktığı bu şeffaflık mirası, bugün halkı algı operasyonlarıyla uyutmaya çalışan yandaş medyanın sığlığı karşındaki en büyük hakikat abidesidir.İşte bu tezgahların ve sığlığın son ve en çarpıcı örneğini geçtiğimiz günlerde Ekrem İmamoğlu davası üzerinden yürütülen canlı yayın tartışmasında canlı canlı izledik.Elde Patlayan Blöfler ve Yıkılan Tezgahlarİmamoğlu daha önce defalarca "Mahkememi canlı yayınlayın, herkes gerçeği görsün" demişken; iktidar ve onun söylem kuryeliğini yapan gazete yazarları bu talebi görmezden gelmiş, adeta kulağının üzerine yatmıştı. Derken, halkın üzerindeki baskıyı unutturmak ve yeni bir algı yaratmak adına Adalet Bakanı çıkıp "İmamoğlu hâlâ davanın canlı yayınlanmasını isteyip istemediğini merak ediyorum" diyerek bir blöf masası kurdu. Yandaş medya hemen teyakkuza geçti; "Bakın, İmamoğlu geri adım atacak, canlı yayın istemiyor" algısını yaymak ve halkı uyutmak için sütunlar dolusu mürekkep tüketmeye başladılar.  

Ama hesap edemedikleri bir şey vardı: Blöf, karşı tarafın cesaretine çarptığında elinizde patlar.İmamoğlu’nun "Yüreğiniz yetiyorsa hemen canlı yayınlayın" yanıtı, iktidarın ve onun şakşakçı medyasının kurduğu tüm algı operasyonunu birkaç saat içinde darmadağın etti. İktidarın siyasi kurnazlıkla kurduğu tezgah ellerinde patlarken, o tezgahın amigoluğunu yapan yazarlar da kurguladıkları yalanın altında bir kez daha açıkta kaldı.İşte raf ömrünün bitmesi tam olarak budur. Demokrasinin dördüncü kuvveti olan basını, iktidarın amirine dönüştürerek itibarını sıfırlayanlar; savunmaya çalıştıkları sistemin blöfleri patladıkça kendi yalanlarında boğulmaya ve tarihin çöplüğüne gömülmeye mahkûmdurlar.