CUMHURIYET

Submitted by FTG on Wed, 10/28/2026 - 17:39


HER ne kadar Cumhuriyet ile ilgili olumsuz konuşmalar yapılmış olsa da, onun güzelliğini yaşayanlar bilir... Yaşayamayan Arap bencilliğinin olduğu ve insan haklarının olmadığı ve yaşanmadığı alemlerde Cumhuriyet, o ülkenin siyasilerince düşman olarak görülür...

Bizde ise Cumhuriyet sadece bir rejim değişikliğinin adı olarak anılmamalıdır... Çünkü bizdeki baskı rejimi Arapların kat kat üstündedir... Ve bu bencil ve kibir üstünlüğünü ellerinde tutan sultanların ve padişahların düzensiz yapılaşmalarıyla büyük toprak alanlarını kaybetmelerinin asıl sebebidir de Cumhuriyet karşıtlığından kaynaklanmaktadır... Onun içindir ki Atatürk hem Cumhuriyeti kurarak ve hem de Türk'lüğü tekrar öne çıkararak büyük Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuştur... Kurarken de kendi halkını ikna ederek ve birlikte hareket ederek tarihini adımını atmıştır... Çünkü padişahların halkı yüzyıllardır uyutarak kıçlarından tahtlarının gitmemesi için vicdan dışı her türlü hareketi yapmaktan da geri kalmıyorlardı... Daha doğrusu kanun - manun yoktu... Tüm kanunların sarayların saltanat hayatlarının 4 dörtlük devam etmesiyle eş zamanlı ilerliyordu...

1. LAİKLİĞİN VE DEMOKRASİNİN AYDINLIĞI ÜZERİNE...

Dünya konjonktürüne bakıldığında, işte bu padişahlık monarşisi budalalığının devam etmesine imkan yoktu... Batıda bilim ve ilim ilerledikçe monarşi budalası olan padişahların imkansızlıkları her konuda batıya mecbur kalmalarına sebep oluyordu... İşte burada devreye giren Atatürk, sarayın otoriter bencil davranışının, Mondoros Mütarekesi devamında Sevr'e de imza atan padişahların zenginliklerini ve sultanlıklarını son deme kadar koruyacakları bir küçük toprak parçasına kadar kabullenmişlerdi... Sevr de bu şekilde imzalanmıştı.

Hem bu imzayı, hem bu zihniyetin esiri olanlardan Türkiye'yi kurtarmanın en çarpıcı yolunun savaşarak laikliğe ilk adımı atmak ve akabinde Cumhuriyeti ilan ederek özgür bir ülkenin bağımsızlık adımlarını atmak olacaktı... Ve oldu da... Çünkü din kisvesi altında akla ve topluma zincir vuranların oyununu bozan, herkesin inancında hür ama ortak paydada eşit yurttaş olmasını sağlayan o medeniyet kalkanını hareketlendiren Mustafa Kemal Atatürk'ün sarsılmaz idealiydi... Ve Atatürk'ün tek hedefi sağlam ve gerçek bir Cumhuriyeyti kurmaktı... Çünkü daha düne kadar Suriye de Cumhuriyet diye anılıyordu... Ama orada Esad rejimi tek adam kisvesi altında halk inim inim inletiliyordu... Yani her cumhuriyet adını taşıyan ülkelerin bazıları gerçek cumhuriyet olarak yaşamıyordu... Anayasal hükümleri de yoktu... İşte Atatürk tam da burada padişahlığı bitirdi... İstanbul'daki rejimi tarihe gömüp Ankara'yı başkent yaptı... Tabii bunlar kolay işler değildi... Ve Cumhuriyeti yaşatan ve filizlendiren demokrasi de peşi sıra hayata giriverdi...

2. DEHA VE SİVİL DÖNÜŞÜM: ATATÜRK'ÜN MUHTEŞEM EŞSİZ YOLU...

Yabancı otoriterler Atatürk'ü şöyle yorumlamışlardı: "Atatürk sadece savaş planlarını yaparak kazanan dahi değil... Hiçbir şeyi olmayan, sıfır olan bir ülkeyi hem ekonomik ve hem de siyasi manada tekrar kuran muhteşem bir beyin... O'na hayran kalmamak mümkün değil" demişlerdi... O'na düşman olanlar hem Atatürk'e hayranlıklarını gizlemiyorlardı ve hem de O'nun karşısında ne kadar aciz kaldıklarını hiç çekinmeden itiraf ediyorlardı... Tıpkı David Rockefeller'in "Olacakları 100 ve 200 yıl önceden ayarlarız ve dünyada ne olup bitiyorsa bu plana göre işler.... Ama Atatürk diye bir adam çıktı, bu planlarımızı altüst etti" diyerek Atatürk isminin karşısında şapkasını çıkarmıştı...

Akabinde Atatürk, "Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!" derken (Ki, o sarsılmaz özgüven) sırtını yabancı güçlere değil, kendi halkının ferasetine dayayan bir liderin cesaretinin eseridir... Beraberinde kendi ayaklarına üstünde duran ekonominin canlanması... İhracat ve ithalat dengesinin tam anlamıyla en kısa sürede rayına oturtulması... Bu arada bunlar olurken, Cumhuriyet'i daha da sağlamlaştıran unsurun Kadın Hakları olduğu bilincini taşıyan Atatürk'ün toplumu özgürleştirme yolunda da kanunları demokratik gelişmelerle ve Meclis kararlarıyla yasal zemine oturtması Cumhuriyet ve demokrasi için atılan adımların en büyüğüydü...

Bu büyüklük sınırlı da kalmadı... Dünyada (özellikle Batılı demokratik ülkeler dediğimiz gelişmiş devletlerde) daha kadın hakkı yokken, "Seçme ve Seçilme Hakkını) Türk kadınına armağan eden Atatürk'tü... Hele ki tarlada sabanın ucunda... Fabrikada tezgah başında... Kürsüde kâhin gibi konuşan öğretmenlerin... Hâkimlerin... Doktorların yetişmesi Cumhuriyet rejiminin ülkeyi halkıyla devletleştiren medeniyeti yakalamasıyla mümkün olmuştur... Tabii daha önce de değindiğimiz gibi kadının özgürleşmesi, Cumhuriyet'in yaşaması ve yaşatılması açısından çok önemli bir unsurdur... Onun için kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez. Kadın erkek omuz omuza vermeden, o büyük kalkınma hamlesi eksik kalır. Atatürk, Cumhuriyeti işte bu en kıymetli hazineyle, kadınların hürriyetiyle taçlandırdı... Ve ilk 4 maddeyle de sabitledi...